Paris’te Şık Bir Öğle Yemeği: Le George

Paris sanatın, modanın ve yemeğin kalbinin attığı yerlerden biri. Durum böyle olunca, Şubat ayında yaptığımız Paris seyahatinde mümkün olduğunca bizi mutlu edecek yemek adreslerini ziyaret etmeyi planladık.

Le George- Giriş

Bu planlardan biri de bir Parisli gibi şık bir mekanda, lezzeti ödüllendirilmiş bir restoranda yemek yemekti. Bunun için seçimimiz Le George’dan yana oldu.

Le George Hakkında

Tek yıldızlı Michelin restoranı olan Le George merkezi bir konumda, Paris’in en şık otellerinden biri olan Four Seasons Hotel George V içerisinde yer alıyordu. Otel içerisinde Le George dışında bir tane daha tek yıldızlı Michelin restoranı L’Orangerie ve bir tane de üç yıldızlı Michelin restoranı Le Cinq bulunuyordu.

Le George 2015 yılında açılmış ve açıldıktan kısa bir zaman sonra 2017 yılında Michelin yıldızı almaya kazanmış. Şef Simone Zanoni restoranında Akdeniz mutfağından esinlenerek menülerini yaratmış.

Le George girmeden önce otelin 14 Şubat’a özel olarak ünlü florist Jeff Leatham tarafından çiçeklerle süslenmiş lobi ve koridorlarında yürüdük.

 
Four Seasons Hotel George V, 14 Şubat

Tüm restoranlar giriş katındaydı ve hepsinin içinden geçip restoranları görebiliyorduk.

 
Four Seasons Hotel George V (Çiçeklerin hepsi canlı ve gerçek)

Önceden online olarak rezervasyon yapıp gittiğimiz Le George’da oldukça aydınlık, güzel bir masaya oturduk. Restoran tam anlamıyla ‘Parisli’ydi 🙂

Öğle Tadım Menüsü

Alakart menüden de seçim yapılabiliyordu fakat biz şefin oluşturduğu tadım menüsünü seçtik. Sırasıyla yemekler servis edildi. Fakat yemekler hakkında neredeyse hiç bilgi verilmeden sunum yapılması beni hayal kırıklığına uğrattı. Kalabalık restorandaki servis hızına yetişebilmek adına servis yapanlar biraz özensiz davranıyordu.

Başlangıçta adına uygun bir kasede gelen ‘fried baby shrimp’ yani kızarmış bebek karides, bizim tadım menüsündeki favorimiz oldu. Çıtır çıtır ve çok lezizdi.

 
Kızarmış karides

Devamında gelen tütsülenmiş tuna balığı dengeli bir lezzetti. Heyecanlandıran bir yanı yoktu.

 
Tütsülenmiş Tuna

Taze yapılmış agnolotti yani bir tür İtalyan mantısı, mantar sosuyla beraber beğendiğim bir yemek oldu.

 
Mantar soslu agnolotti

Akdeniz’i hatırlatan lezzet ise bu rengarenk zeytinyağlı sebzelerden oluşan servis oldu.

 
Zeytinyağlı Sebzeler

Ana yemekte benim tercihim fırınlanmış zeytinyağlı dil balığından yana oldu. Görsel bir şölen olan balığın lezzeti de görüntüsüyle paraleldi.

 
Fırınlanmış Zeytinyağlı Dil Balığı

Oğuz’un tercihi ise fırınlanmış sığır eti oldu. İyi pişirilmiş, yumuşacık nefis bir lezzetti. Ben de tatmadan edemedim 🙂

 
Fırınlanmış sığır eti

Bu güzel yemek sonrası krem brulee ile kapanış yaptık. Yanındaki mandalina sorbeyle beraber yediğim en iyi krem brule’lerden biriydi.

 
Krem Brule

Ayrıca en son olarak şef bize küçük tatlı ikramlarda bulundu. Bu minik ikramlarda çok lezizdi.

Bu lezzet şöleni sırasında zamanın nasıl geçtiğini bile anlamadık.

 
Leziz yemeklerle mutlu olan yüzler 🙂

Şef Simone Zanoni’nin sıradışı olmayan, klasik tariflere küçük dokunuşlar yaparak şekillendirdiği, Akdeniz esintileri olan mutfağını sevdik. Serviste yapılacak iyileştirmelerle daha da iyi bir restoran olacağını düşünüyorum.

Bir Parisli gibi şık bir restoranda yemek yiyerek kendinize ödül vermek istiyorsanız Le George’u listenize eklemenizi tavsiye ederim.

Yeni yazılar için takipte kalın!

Meltem

1988 yılında sarı bir sonbahar günü doğdu. 13 günlükken yaptığı ilk şehirler arası seyahat sonrası gezme aşkı da onunla birlikte büyüdü. Ailesiyle yaptığı uzun keşif dolu yolculukları ile ‘keşfetme’nin dayanılmaz güzelliğinin farkına vardı. İnsanı ‘keşfetmek’ için tıp fakültesini bitirdi. Çocukların enerjisi ile genç kalabilmek için çocuk doktoru olmaya karar verdi. Hayatını birleştirdiği Oğuz Derya ile birlikte ‘keşfetme’ye devam ederken tecrübelerini paylaşmak için bu blogta yazılarını yayınlamaya başladılar.

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.