Month: Ocak 2017

Bir Yaz Rüyası Cote d’Azur: St.Tropez, Port Grimaud

Cannes’te uyandığım 2. günde güneş sanki ben mutlu olayım diye doğmuştu. Her tatile çıkan insanın aklından geçen düşünceler benim de aklımda durmaksızın akıyordu, bu da onlardan biriydi 🙂 Hayatın toz pembe olduğu, gerçek pembe panjurlu evlerin olduğu bir yerdeydim ne de olsa. Bugünkü rotamız Akdeniz’de jet sosyetenin gözdesi St. Tropez’di. Trafiğin yoğun olduğu söylenmesine rağmen yol üzerindeki manzaraları kaçırmamak için araba kiralayarak gitmeye karar verdik. Cannes tren garına çok yakındık ve arabayı oradan kiraladık. Fransa’da genelde kahvaltı oda ücretine dahil değildi, kaldığımız otelde de aynı şekildeydi. Biz de zamandan kazanmak için küçük bir kahvaltı yaparak arabayı teslim almak için gara doğru yürümeye başladık ve karşımıza küçük Cannes pazarı çıktı. Çeşit çeşit peynirler, baharatlar, meyveler arasındaydık. Herşey özenle dizilmiş ve paketlenmişti. Türkiye pazarlarından farklı bir tarzları var. Satıcıların bizim pazarlara gelip biraz staj yapmaları lazım bence :). Az ürün ve fiyatları biraz pahalıydı. Yolculuğumuzda bize eşlik etsinler diye biraz meyve alıp yolumuza devam ettik.   Arabamızı teslim aldıktan sonra otoyola çıktık. Hızlı ulaşabilmek için gidişte otoyol, dönüşte sahil yolunu kullandık. Normal şartlarda 1 buçuk saatlik yolumuz …

HAVUÇLU CEVİZLİ TARÇINLI KEK

Bir kış günü sıcacık kahveniz ya da çayınızın yanına en yakışacak tatlardan biri olan havuçlu, cevizli, tarçınlı kek tarifini sizinle paylaşacağım. Değişik tarif seçenekleri arasından denediklerimden en beğendiğim formatı, Starbucks havuçlu keki oldu. Tarifi Todd Wilbur’un top secret recipes sitesinde buldum. Aynı zamanda birçok ünlü restaurantın ‘gizli’ tariflerinin bulunduğu kitabı satın alarak veya verdiğim linkten ulaşarak severek yediğiniz farklı tarifleri evde deneyebilirsiniz. Hatta yapıp sevdiklerinize küçük süprizler yapıp şaşırtabilirsiniz 🙂 Tarife  geçmeden önce kekin püf noktasını söylemeliyim. Rendelediğiniz havuçların suyunu sıkın, eğer sulu bir şekilde keke katarsanız yumuşaklık yerine garip bir sıvı, birbirine yapışık kabarmayan bir kek ortaya çıkıp üzebiliyor, tecrübeyle sabit 🙂  Ayrıca kendi uyarlamalarımda bazen 1/2 su bardağı ince kıyılmış badem de ekliyorum, tavsiye ederim. HAVUÇLU CEVİZLİ TARÇINLI KEK  Malzemeler: 1 su bardağı rendelenmiş havuç (1 cup) 3/4 su bardağı iri kıyılmış ceviz (3/4 cup, ince kıyılmış ceviz aynı tadı vermiyor iri olmasına dikkat edin!) 1.5 su bardağı un (1,5 cup, daha fazla un koyarsanız nemi ve yumuşaklığı azalacaktır.) 2 çay kaşığı kabartma tozu 1,5 çay kaşığı karbonat 2 çay kaşığı tarçın (Daha yoğun tarçın tadı …

The Crown: Kraliçe Sizi Ekran Başına Çağırıyor

Gün geçmiyor ki yabancı dizi dünyasına yeni bir dizi katılmasın. 2016 da ekranda bizlerle buluşan yeni dizilerden biri de  The Crown.  The Crown, bu yazımı yazarken hala hayatta olan, sağlık sorunları ile mücadele eden 90 yaşındaki dünyanın en yaşlı, Britanya’da en uzun hüküm süren hükümdarı II.Elizabeth ‘in 1947 yılında tahta çıkması ve devamında gelişen olayları konu alıyor. Left bank pictures ve sony pictures television tarafından netflix için üretilen dizinin yapımcısı Peter Morgan. Peter Morgan İngiliz kültürünü yaşatanlar listesinin ön sıralarında yer alan, aynı zamanda tarihi bir çok yapıma imza atan bir isim. The Crown dizisinin ilk sezonu için 100 milyon pound harcanmış. Tarihin en yüksek bütçeli dizilerinden birisi. Hal böyle olunca her ayrıntı ince ince düşünülmüş. Oyuncu seçimi, kostümler, mekanlar izlerken bir puzzle parçaları gibi birbirine geçmiş hissi veriyor. Dönem dizisi yapmak ve başarılı olmak zor bir iştir; öyle görünüyor ki ‘II.Elizabeth aşkına‘ hiç bir masraftan kaçınmayarak The Crown dizisi ilk sezondan bu başarıya çok yaklaşmış. Dizide II.Elizabeth’in gençliğini canlandıran Claire Foy, ilk bölümlerde ah keşke başka birisi mi olsaydı dedirtirken, dizinin ilerleyen bölümlerinde kraliçenin ruhuyla bütünleşiyor ve performansını iyileştiriyor. II.Elizabeth’in …

Performansı en çok arttıran 10 şarkı

  Socrates‘in eski sayılarını karıştırırken Onur Erdem’in ‘RİTİM’ başlıklı yazısında bahsi geçen Hartpury Üniversitesi’nde yapılan araştırma dikkatimi çekti. Konusu başlıkta da gördüğünüz üzere ‘Performansı en çok artıran 10 şarkı’. Bunu araştırmak için Britanyalı yüzücü Ben Hooper’a farklı müzikler dinletilmiş. Amerikalı ünlü rapçi Eminem‘in müzikleri, İngiliz bilim adamlarının yaptığı araştırmalara göre atletik performansı %10 oranında arttırdığı gösterilmiş. Özellikle ‘Lose yourself‘, ‘Not Afraid‘ ve ‘Without Me‘ şarkılarının, uzun ve yoğun egzersiz periyotlarında hem güç hem de dayanıklılığı önemli ölçüde artırdığı gösterilmiş. Tempolarının, ritimlerinin ve agresif liriklerinin, uzun mesafeler üzerinde kısmi olarak etkili  ‘yüksek motivasyon aracı‘ olduğu ortaya konmuş. The Script ve Swedish House Mafia‘nın şarkıları da, yorgunluk ve dayanıklılığın algılanan seviyelerine ‘şaşırtıcı bir şekilde yararlı ‘etkilerinin olduğu ortaya konmuş. Araştırmacılar, İngiliz yüzücü Ben Hooper’ın, Aralık ayında ki  2000 millik Atlantik yüzüşü sırasında değişik türde müziklerin fizyolojik etkilerini gözlemlemek için 3 ay harcamışlar. Daha sonra araştırmacılar, ‘Başarının soundtrack’ini- atletlerin optimum performansı elde etmek için dinlemesi ve sakınması gereken şarkılar listesi ‘ bulabilmek için  her bir müzik türünü spesifik sanatçı ve şarkı olarak sınırlandırmışlar. Yüzücünün, Cheltenham’daki kapalı yüzme havuzunda ve …

2016 NBA Finalleri… Cleveland Cavaliers-Golden State Warriors maçına doğru

Noel döneminde bildiğiniz üzere NBA‘de dev eşleşmeler olur. Sizleri, 25 aralıkta  izlediğim maçtan sonra,  ilk defa ABD’de canlı izleme şansına sahip olduğum 10 haziran 2016 Cuma NBA 2016 finallerinin 4.maçına götürmek istiyorum. Evlilik tarihini ve balayını NBA finallerine göre planladığımızı itiraf etmeliyim zira yıllardır en büyük hayallerimden biri canlı canlı NBA finalini izlemekti. Baktım sevgilim benle aynı kafada, ortak kararla balayını ABD’ye planladık ve acaba kim finallere kalır diye sürekli takip ederek rota çizmeye çalıştık. Golden State Warriors kesin gibiydi ama bize çok tersti doğu tarafını gezmeyi düşünüyorduk. İlk tur maçları 16 Nisan’da başladığında biz daha nikah tarihini netleştirmemiştik çünkü küçük bir sapmada final maçlarına denk gelemeyebilirdik. Doğu konferansında eşleşmeler Cleveland Cavaliers-Detroit Pistons, Atlanta Hawks- Boston Celtics, Miami Heat- Charlotte Hornets ve Toronto Raptors- İndiana Pacers şeklinde idi. Daha yolun başındaydık ama içimizden Miami Heat ya da Cleveland Cavaliers takımlarından birinin finali kazanmasını geçiriyorduk. Cleveland Cavaliers 4-0 ile seriyi çok rahat geçerken, Atlanta Hawks’ ta Boston Celtics’i 4-2 ile geçmişti. Miami Heat ve Toronto Raptors ise 4-3 lük skorlarla  konferans yarı finallerine adlarını yazdırdılar. Bizde Düğün tarihimizi …

İstanbul’da Keyifli Kahvaltı Adresleri

İstanbul öylesine büyük öylesine güzel bir şehir ki burada yaşadığı sürece insan, bu güzelliği doyasıya yaşamak istiyor. Keşfedecek yerler hiç bir zaman bitmiyor ve bu ‘yeni’ duygunuzu hep besliyor.  Böylesine güzel bir şehirde özellikle haftasonu gelince bazen tek başına bazen kalabalık bir halde iyi bir kahvaltı ile kendimizi mutlu etmek istiyoruz. Kahvaltı için İstanbul’da birçok adres var. Etrafınızdan duyduğunuz veya internette araştırdığınızda bulduğunuz adresler arasında seçim yapmakta zorlanabilirsiniz. O yüzden tecrübe ettiğim mekanlardan bazılarını sizlerle paylaşarak sizlere leziz ve keyifli kahvaltılar diliyorum. NOT:2017 FİYATLARI DEĞİŞKENLİK GÖSTEREBİLİR.   CASA LAVANDA BUTİK OTEL Şile Ulupelit Köyü’nde yer alan Casa Lavanda Butik Otel, şef Emre Şen’e mutfağını emanet etmiş. İstanbul’da sakin,huzurlu doğa içinde kahvaltı yapmak isteyenler için iyi bir seçenek. Yaz mevsiminde açık hava kahvaltı için yeşil bir doğa ve küçük bir havuzu ile; kış döneminde ise sıcak, samimi ambiyans sunuyor. Kahvaltıda peynir ve ev yapımı reçeller damağınıza bayram ettirecek kadar iyi. Çeşitler açık büfe kadar kapsamlı olmasa da standart bir kahvaltı için yeterli ve doyurucu. Fiyatı ise kişi başı 85 tl. Haftasonu için rezervasyon yaptırmayı unutmayın. KULİNDAĞ DAĞ EVİ …

 Macera Dolu Amerika Bölüm 2: New York -Manhattan Bölüm 1

New Yorker olma yolunda ilerleyen balayı çifti olarak Manhattan’ı bir uçtan bir uca gezmenin vakti gelmişti. Manhattan ‘bir çok tepeden oluşan ada’ anlamına gelmektedir. New York’un kalbi, birçok kişinin hayal şehridir.  Bu ada 3 bölüme ayrılır: Downtown, midtown, uptown. Downtown Manhattan adasının kurulduğu yerden başlar. Financial district en güney ucudur. Biz de adayı kurulduğu yerden gezmeye başladık her sabah olduğu gibi erken saatlerde subway ile gideceğimiz noktaya ulaştık. Manhattan’da yaşayanların %75’inin aracı yok, subway en önemli ulaşım araçları. Bu kadar az araçla bile bu kadar kötü bir trafik olması şaşırtıcı biz İstanbul trafiğini tatmış canlılar için 🙂 Subwayle nereye gelmiştik? SoHo’ya. 1970’lerden sonra Andy Warhol başta olmak üzere pop-art akımı sanatçılarının bu bölgeye yerleşmesiyle bir sanat merkezi haline gelen açık adıyla ‘South of Houston’daydık. SoHo deyince gözünüzün önüne ünlülerin yürüdüğü, tasarım mağazaların olduğu modanın kalbinin attığı ve sanat galerilerinin bulunduğu bir yer gelebilir. Soho kesinlikle göze hitap eden bir yer ve Manhattan’a geldiyseniz yolunuz mutlaka buraya düşmeli. Belki yolda Gigi Hadid’le karşılaşırsınız 🙂 Subway’den çıkıp ‘SoH0’da brunch yapmadan dönülmez’ sözünü bir de biz onaylayalım diye Jack’s Wife …

Macera Dolu Amerika Bölüm 2: New York-Williamsburg

New York hipsterlerinin izinde sabah 7’de Brooklyn’de kaldığımız otelden çıktığımızda güneş yüzünü göstermiş ama bahar mevsiminin tatlı bir esintisi vardı. Hedefimiz iyi bir kahve içip Williamsburg’u keşfetmekti. Yollarda sarı şirin okul otobüslerinden ve koşu yapan bir kaç kişiden başka kimseler yoktu. Yürüdüğümüz yerler Williamsburg’un yükseliş öncesi nasıl bir yer olduğunun özeti gibiydi. Fabrikalar sıra sıra diziliydi. Tahmin edebileceğiniz gibi son yıllarda gözde olan bu bölge eskiden işçi sınıfının yaşadığı, fabrikaların bulunduğu adı pek önemsenmeyen bir yerdi. Geniş bir caddenin kaldırımından ilerlerken ilk gün kahvelerine ve mekanına hayran olduğumuz Brooklyn  Roasting Company ‘nin küçük bir şubesini gördük. Yeni bir yer keşfetmek istediğimiz için bugünlük burada içmedik kahvemizi. Williamsburg’a yolumuz uzundu ve tek derdimiz ‘şimdi nereye gitsek’ti 🙂 Böyle zamanlarda ayaklarımız bize dur diyene kadar yürümek en büyük keyfimizdi. Toz pembe bir hayata geçiş yapmıştık resmen. Bedford Caddesine girdiğimizde evlerin mimarisi dikkatimi çekti. Saat çok erken olduğundan yolda daha bir hipstere rastlayamamıştık. Hipsterlerden önce bizi devasa graffitiler karşılamıştı. Adeta bir açık hava sanat galerisinde gezer gibiydim. Başımı nereye çevirsem graffitiydi. Özgürlüğün ülkesinde hayal dünyası gezegenimizi aşan gizemli insanların harika …