Month: Ağustos 2017

Samsun’un İlk 3.Dalga Kahvecisi: Braavos Coffee Factory

Kurban Bayramı tatilinin 10 gün olmasını fırsat bilerek yine yollara düştük. Hem tatil hem de aile ziyareti için Samsun’a geldik. İzmir’den çıktığımız 1100 km’lik uzun yolculuğun sonunda bir süre dinlendikten sonra son zamanlarda hızla değişen ve gelişen Samsun’u keşfe çıktık.   Nitelikli kahve arayışımız burada da devam etti. Ön yargılı ve ümitsiz bir şekilde arayışımıza başlamış, ‘nitelikli kahve yapan 3.dalga kahveci buralarda bulamayız’ derken foursquare üzerinden Braavos Coffee Factory’i bulduk. (Game of thrones izleyenlerin Braavos isminin nereden geldiğini anlamışlardır.) Karadeniz’in her mevsim vazgeçilmez gri bulutları üzerimizde; Ağustos ayında kışı yaşarken benim için sıcak bir kahve hayali çölde serap gibiydi.  Atakum Adnan Menderes Bulvarı’nda bulunan Braavos Coffee Factory, rahat bulunabilecek bir konumdaydı. Önünde rahatça arabanızı parkedeceğiniz bir otoparkı da bulunuyordu.  Mekanda rahatça yer bulduk ve deniz manzaralı masamıza oturduk. Sempatik, samimi bir şekilde ve sarı ağırlıklı dekore edilmişti. Tek bir barista çalışıyordu. Kahve dışında tatlı ve yemek çeşitleri de bulunuyordu. Aynı zamanda mekanın ortağı olan barista Salih Bey ile konuştuğumuzda Samsun’da nitelikli kahveye olan ilgi azlığından şikayetçiydi. İster istemez talebe göre kahve çekirdekleri ve demleme çeşitleri sınırlandırılmıştı. Kahve …

Aşıklar Şehri Roma’nın Diğer Yakası: Trastevere

‘Roma’da Tiber Nehri’nin diğer yakasına geçmeden Roma’yı görmüş sayılmazsınız.‘ sözüne kulak vererek Trastevere yollarına düştük. Monti bölgesinden bindiğimiz otobüs ile yaklaşık 25 dakikada Trastevere’ye vardık ve Piazza di Bocca di Verita‘da indik.  Nehrin öte yakasına nazaran buradaki hava çok daha farklıydı. Buradaki binalara bakınca tarihi yapılarından ziyade eski, kırık-dökükhalleri ilk göze çarpan şey oluyor. Fakat yaşanmışlık hissinin ön planda gördüğümü söyleyebilirim. 20. yüzyıldan önce dışlanmışların yaşadığı bir bölge olan Trastevere, 20.yy’ın başından itibaren sanatçıların ve bohem yaşayan zenginlerin bölgesi haline dönüşmüş.   Ferzan Özpetek’in de yaşadığı yer olan Trastevere’nin daracık sokaklarında ilerlerken onun da bu sokaklardan nasıl ilham aldığını anlayabiliyordum.  Santa Maria Meydanı‘na geldiğimiz de Trastevere’nin kalbine gelmiştik. Küçücük meydanın her yanında bir sokak sanatçısı vardı. Havada uçan renkli su baloncukları ile beraber müzisyenlerin ezgileriyle tam bir şenlik yeriydi. Roma’daki çoğu meydanda olduğu gibi burada da restaurant ve kafeler vardı. Aperol spritz’lerini yudumlayan turistler etrafı izliyorlardı.  Meydana adını veren Santa Maria Bazilikasının restorasyon işlemlerinden dolayı dış kısmı örtülüydü fakat ziyarete açıktı. 3. yüzyılda yapılan bu küçük bazilikanın içi beklentimin çok üstünde güzeldi. Diğer Roma kiliselerinden …

Gelinlikten Rol Çalan Gelin Çiçekleri

Gelin buketleri son zamanlarda gelinliğin önüne çıkan bir düğün aksesuarı oldu. Eskiden kullanılan yapma çiçeklerin yerini artık canlı ve kurutulmuş çiçekler aldı. Aslında bu sayede ‘florist’lerle tanıştık. Çiçekçi değil çiçeklerle sanat icra edenler diyorum ben bu tanımı açıklarken. Çünkü ellerindeki çiçek ve malzemelerle her defasında farklı bir kompozisyon yaratıyorlar.   Çiçeklerime çok iyi bakamasam da çiçekleri incelemeyi seviyorum. Tek başına veya buket her türlüsü evimde olup vazoda bir köşede gördüğüm zaman içimi bir mutluluk kaplıyor. Tabii durum böyle olunca gelin buketlerimi de özenle seçmek düğün hazırlıklarımdaki en keyifli aktivite oldu. Gelin buketleri diyorum çünkü 4 adet buketim oldu. Birisi save the date, diğer ikisi iki farklı şehirdeki düğünler ve sonuncusu dış çekim için oldu. Hepsi bir buketle olmuyor muydu diye sorduğunuzu duyar gibiyim 🙂 Ama maalesef olmuyordu çünkü hepsi birbirinden en az 10 gün vardı. Seçimlerim genelde canlı çiçeklerden olması nedeniyle de en fazla dayanma süresi 2 haftaya uzuyordu o da eğer için succulent gibi bir kaktüsgil üyesi varsa.  Çiçeklerimin hepsini sizlerle paylaşacağım ama öncesinde gelin buketi arayışı içerisinde olanlara küçük ipuçları vereceğim: 1) Seçtiğiniz …

‘Kaplan’lar Keşifte’ Blogumuzun 1.Yılı Kutlama Hediyesi: Alaçatı’da Tatil

“Kaplan’lar Keşifte” blogumuzu açalı 1 yıl oldu. @dr_ottoman (yazarımız bamm-bamm) ve benimle beraber keşif yolu bir yıl geçirdiniz ve ben de bu duruma karşılıksız kalamadım😍 Dünyayı ve yenilikleri keşfederken hep dönüp dolaşıp geldiğim nokta “hayatın paylaştıkça güzelleştiği” oldu. Bu yüzden bu 1.yılın mutluluğunu paylaşarak çoğaltmak istedim ve çok sevdiğim Alaçatı’nın en güzel zamanı Eylül ayında 5-30 Eylül 2017 tarihleri arasında istediğiniz tarihte 2 gece 2 kişilik (tek oda, havuz manzaralı)+kahvaltı şeklinde konaklama hediye ediyorum. 🏝 İnstagramdan katılabileceğiniz çekiliş için yerine getirmeniz gereken koşullar ise şöyle: 1️⃣ benim instagram hesabım @artista_m ve @breraotel i takip etmek, 2️⃣ instagramdaki bu fotoğrafı beğenmek, 3️⃣ fotoğrafın altına istediğiniz arkadaşı etiketlemek ( istediğiniz sayıda etiketleyebilirsiniz. 🏝Her bir yorum bir katılım hakkı demektir. 🏝Geçersiz hesaplar ve koşulları yerine getiremeyenler çekilişe dahil edilmeyecektir. 🏝Katılım 19 Ağustos gecesi saat 23.59 itibari ile sona erecek. Çekilişi ise 20 Ağustos günü random.org üzerinden gerçekleştirip instasnaps’te kazananı ilan edeceğim💫 🏝Kazanan kişinin konaklama tarihini en geç 24 Ağustos 2017’ye kadar @breraotel ve bana bildirmesi gereklidir. Herkese bol şans diliyoruz❣️😊

To Go or Not To Go?

Şöyle dönüp bir baktığımda bloga 6 ay olmuş köşe yazısı yazmayalı. En son köşe yazımda  iş yoğunluğumdan dolayı ara verdiğimi yazmış hatta artık haftada 5 gün yazarak geri dönüyorum demiştim. Ama olmadı zira kolay iş değil bırak haftada 5 günü düzenli olarak 1 gün yazmak bile emek istiyor. Bu sefer neden bu ara diye sormadım değil kendime. Cevap alamadığımız sorular olur ya hayatta bazen… İşte öyle birşey… Bahane bulmak en kolayı ama kolaya kaçmayacağım hepsi benim hatam. Bu 6 aylık süreçte neler oldu bir bakalım hep beraber. Referandum geldi geçti, bir ton insan gözaltı tutuklama süreçlerine girdi, Kaplan ailesi için artık yavaş yavaş gelenekselleşen Venedik Festivaline katıldık 2.kez, İzmir’e taşındık, sitemizin başlığını ”Kaplan’lar Keşifte” olarak değiştirdik daha kolay akılda kalsın diye, sona en karmaşık hissettiren iki gelişmeyi sakladım. İlki amca oluyormuşum… İkincisi Büyük Kokbit ile barıştık yollarımız tekrar kesişti(sonra yine yollarımız ayrıldı bu yazıyı tamamlayana kadar…). ABD Başkanı Trump ardı ardına gelen radikal kararları ile herkesin etkilenmesine neden oluyor. Gidecek mi kalacak mı tartışmaları süre dursun o hala görevinin ve Twitter’inin başında. Gözümüz kulağımız ABD’den …

Vatikan ve Aşıklar Şehri Roma

Roma… Aşıkların şehri. Şubat ayında rotamızı bu büyülü şehire çevirmiştik. 3,5 günlük gezimizin ilk gününü ayrı bir devlet olan Vatikan’a diğer günleri Roma’daki önemli yapılara ayırmıştık. 1 haftalık İtalya gezimizin son kısmına gelmiştik ve artık çok yorulmuştuk. Ama aslında asıl yorucu kısım şimdi başlıyordu. Bu uzun gezimizi birkaç bölümde size anlatmayı planlıyordum fakat ilk 2 gün fotoğraflarım icloud ve bilgisayar üzerinden silindiği için o günleri özet geçerek iki bölümde ve Trastevere’yi ağırlıklı olarak anlatacağım. Ama şimdiden müjdelemek isterim ki fotoğrafları kaybedip üzülmeme dayanamayan eşim ( yazarımız bamm bamm) üzüntüme dayanamayıp şimdiden ileri bir tarihte tekrar Roma gezisi sözü verdi bile 🙂 Roma, İtalya’nın en kalabalık şehri. Yedi tepeden oluşan şehir bana biraz İstanbul’u anımsattı. Sezar’dan bu yana değişmemiş kaldırım taşları olmasa inanın çekilmez bir trafiği var. Romantizmi bozmak istemiyorsanız yürüyerek ulaşımı tercih etmenizi öneririm. Vespa kiralayarak da film tadında bir Roma gezisi yaşayabilirsiniz. Motorsiklet trafiğinin de pek parlak olmadığını belirtmek isterim:) Böyle büyük bir şehir de kullanabileceğiniz diğer ulaşım araçları ise metro ve otobüs. 48-72 saatlik müzeleri de kapsayan toplu taşıma için de kullanabileceğiniz Roma Pass’de …

Aydın’da Bir Yol Üstü Durağı: Ağaçlı Köy

Arabayla yapılan yolculukların benim için en güzel kısmı yol üzerinde verilen kısa molalardır. Eşim Oğuz (yazarımız Bamm-Bamm)’da benim gibi olunca bizim yolculuklar molalarla uzadıkça uzuyor 🙂  Bugün de İzmir’den Kuşadası’na giderken yeni bir köy keşfettik. Doğası, eski Rum evleri, zeytini ve dev bazlamalarıyla ünlü Ağaçlı Köy’ü bu kadar zamandır nasıl es geçmişiz bilmiyorum. Söke’nin bir dağ köyü olan Ağaçlı Köy’e hem Bodrum’a hem de Kuşadasına giderken uğrayabilirsiniz. Doğayla bütünleşebileceğiniz, köy kahvaltısı ve yemeklerini bulabileceğiniz bir adres. Samos Körfezi manzarası da müthiş.  Ağaçlı Köy’de öğle kahvaltısı için Ağaçlı Restaurant’ı tercih ettik. Kahvaltı servisi saat 16.00’ya kadar devam eden mekanda  aynı zamanda akşam tandır ve tuzda tavuk servisi de yapılıyor. Kahvaltı için ağaçların altında ip gibi sıralanmış masalardan birine oturduk. Her masanın yanında semaver yerleştirmek için kütükler konulmuştu. Tek dezavantajı yol kenarında olmasıydı.    Standart serpme kahvaltının içinde en beğendiğim yazlık karışık kızartma oldu. Yaza en çok yakıştırdığım bu yoğurt soslu kızartma leziz sebzelerle damağımda bir bayram havası yarattı. İkinci en beğendiğim kahvaltılık ise kırmızı erik reçeliydi. Kişi başı 20 tl olan kahvaltı yumurta olmaması dışında yeterli çeşitlilikteydi.  Semaverde çayımız …