All posts tagged: Amerika

To Go or Not To Go?

Şöyle dönüp bir baktığımda bloga 6 ay olmuş köşe yazısı yazmayalı. En son köşe yazımda  iş yoğunluğumdan dolayı ara verdiğimi yazmış hatta artık haftada 5 gün yazarak geri dönüyorum demiştim. Ama olmadı zira kolay iş değil bırak haftada 5 günü düzenli olarak 1 gün yazmak bile emek istiyor. Bu sefer neden bu ara diye sormadım değil kendime. Cevap alamadığımız sorular olur ya hayatta bazen… İşte öyle birşey… Bahane bulmak en kolayı ama kolaya kaçmayacağım hepsi benim hatam. Bu 6 aylık süreçte neler oldu bir bakalım hep beraber. Referandum geldi geçti, bir ton insan gözaltı tutuklama süreçlerine girdi, Kaplan ailesi için artık yavaş yavaş gelenekselleşen Venedik Festivaline katıldık 2.kez, İzmir’e taşındık, sitemizin başlığını ”Kaplan’lar Keşifte” olarak değiştirdik daha kolay akılda kalsın diye, sona en karmaşık hissettiren iki gelişmeyi sakladım. İlki amca oluyormuşum… İkincisi Büyük Kokbit ile barıştık yollarımız tekrar kesişti(sonra yine yollarımız ayrıldı bu yazıyı tamamlayana kadar…). ABD Başkanı Trump ardı ardına gelen radikal kararları ile herkesin etkilenmesine neden oluyor. Gidecek mi kalacak mı tartışmaları süre dursun o hala görevinin ve Twitter’inin başında. Gözümüz kulağımız ABD’den …

Macera Dolu Amerika Bölüm 4: Miami

  3 haftalık Amerika tatilimiz-balayımızın son 5 gününü Miami’ye ayırmıştık. Bu 5 gün daha sonra hep özlediğim en dertsiz, tasasız, güneşe ve denize doyduğum unutamayacağım günler olarak tarihe geçti. Haydi gelin şimdi kaldığımız yerden devam edelim ve Miami’ye doğru yola çıkalım.  Orlando’dan Miami’ye kiralık aracımızla 3 saatte gitmeyi planlıyorduk ki yolumuzu biraz uzatarak Cocoa Beach ve Kennedy Uzay Üssü‘nün bulunduğu  Uzay Kumsalı olarak da bilinen Cape Canaveral’ı görerek gitmeye karar verdik. 1 saat uzaklıktaki Cocoa Beach’e vardığımızda akşam üstüydü ve kumsalda voleybol oynayanlar ve pierde manzaraya karşı yemek keyfi yapanlar çoğunluktaydı. Yazlık şirin evlerin bulunduğu Cocoa’dan 15 dakika uzaklıktaki Cape Canaveral’e geldik. Kennedy Uzay Üssü’nü gezmek için vaktimiz kalmamıştı ama yakınlarında olabilmek bile güzeldi. O heyecanla izlediğim uzay mekiği fırlatma sahneleri işte tam da bu kumsalda gerçekleşiyordu. Uzay Üssü’nü gezmek isteyenler için ise bilet fiyatları 50 dolar. Mekiklere yaklaştırmasalar da NASA çalışanları ile beraber bulunabileceğiniz çok keyifli bir gezi yapılıyormuş. Gün batımını izlemek hem de güzel bir yemek için Port’da yer alan Grills Seafood Deck&Tiki Bar’a gittik. Deniz ürünü her tür yemeği bulacağınız mekanın spesiyali ise köpek balığı …

Macera Dolu Amerika Bölüm 2: New York-Manhattan Bölüm 2

Amerika gezimizin ilk haftasını müthiş bir NBA final maçıyla kapattıktan sonra anlatmaya kaldığımız yerden devam ediyorum.  Manhattan gezimize 2016 NBA final maçını gezmek için ara vermiştik. New York’tan Cleveland’a araba ile maçı izlemeye gittik ve tekrar geri döndük. Bu nefis maç ve Cleveland’ta maç öncesi, sonrası neler yaptık öğrenmek için Bamm Bamm’ın yazısını okuyabilirsiniz. Biz Manhattan’a kaldığımız yerden devam edelim.  Cleveland’tan yaklaşık 7 saatlik yolculuk sonrasında Manhattan’a ulaştık ve yeni otelimizin yerini aramaya koyulduk. Aslında otelimizin yerini çok kolay oldu çünkü Times meydanındaydı. Otel Citizenm New York‘un konumu ve akıllı odaları nedeniyle tercih etmiştik. Bu otelin aynı zamanda Amsterdam, Londra, Glasgow, Rotterdam ve Paris’te de bulunmakta. Konsept bir otel olduğu için farklı bir dizayna sahipti. Girişte kırmızı küçük bir kütüphane karşıladı. Otelin girişinde diğerlerinden farklı olarak bildiğimiz türde bir resepsiyon yoktu. Yuvarlak bir masa ve üzerindeki ekranlar üzerinden check-in, check-out ‘u kendiniz gerçekleştiriyordunuz. Yardımcı olan bir görevli de bulunuyordu tabii tamamen teknolojinin ellerine bırakılmıyorsunuz 🙂 Yüksek tavanlı lobinin büyük kısmı çeşitli objelerle donatılmıştı. Duvarlarda pop-art eserler vardı. Odamızı seçtik ve kırmızı halılı koridorlardan geçerek odamıza ulaştık. Odaların hepsi aynı …

İnsan mıyız!

Günlerden Pazar… Ocak ayını da yavaş yavaş kapatıyoruz.. .Ömür, kum saatimizden tanecikler boşluğa akıyor olanca hızıyla…Bugün köşemde içimi dökmek istedim sizlere.. Siyaset yazmayayım diyorum; whatsapp gruplarında siyaset konuşmayalım diyoruz, bu grubun konusu bu değil diyoruz biri buna uymuyor sonra aykırı sesler ya da gruptan çıkmalar kopmalar oluyor. Uymak zorunda mıyız gerçekten ya da siyasete bulaşmak zorunda mıyız? Asker kökenli olmamdan dolayı oldum olası siyasetten uzağımdır. Twitterda anketler olağanca hızıyla önümüzden akmaya devam ediyor; kurtuluşumuz yok besbelli 😀 Başlığa gelirsem; ne kadar adaletsiz bir dünyada yaşadığımızla ilgili aslında. Geçen gün bahsettiğim Cafe’de oturmuş kahvaltımızı yaparken, kapalı mekanda bile üşüdüğümüzü hissedip bunu dile getirirken camın önünden kar yağışı eşliğinde elinde tekerlekli kağıt/çöp/karton ne derseniz toplayıcı çocuğun bir montu bile olmadan ince bir kazak, kulaklarında olmazsa olmaz kulaklığı-ki bu dünyadan bağını koparması için bir araç onlar için-geçerken gördüm. Herkes bulunduğu mevki konum meslek kazanç noktasından hep bi ileriye bir önündekine bakarak iç geçirdiği bi dünyada bir an olsun duraksayabilsek yavaşça arkamıza dönüp bakabilsek-ki aslında eşit insan olmamız gerekirken eşit falan değiliz- onların yerine kendimizi koyabilsek… elimizi uzatabilsek… Şartlarını …

2016 NBA Finalleri… Cleveland Cavaliers-Golden State Warriors maçına doğru

Noel döneminde bildiğiniz üzere NBA‘de dev eşleşmeler olur. Sizleri, 25 aralıkta  izlediğim maçtan sonra,  ilk defa ABD’de canlı izleme şansına sahip olduğum 10 haziran 2016 Cuma NBA 2016 finallerinin 4.maçına götürmek istiyorum. Evlilik tarihini ve balayını NBA finallerine göre planladığımızı itiraf etmeliyim zira yıllardır en büyük hayallerimden biri canlı canlı NBA finalini izlemekti. Baktım sevgilim benle aynı kafada, ortak kararla balayını ABD’ye planladık ve acaba kim finallere kalır diye sürekli takip ederek rota çizmeye çalıştık. Golden State Warriors kesin gibiydi ama bize çok tersti doğu tarafını gezmeyi düşünüyorduk. İlk tur maçları 16 Nisan’da başladığında biz daha nikah tarihini netleştirmemiştik çünkü küçük bir sapmada final maçlarına denk gelemeyebilirdik. Doğu konferansında eşleşmeler Cleveland Cavaliers-Detroit Pistons, Atlanta Hawks- Boston Celtics, Miami Heat- Charlotte Hornets ve Toronto Raptors- İndiana Pacers şeklinde idi. Daha yolun başındaydık ama içimizden Miami Heat ya da Cleveland Cavaliers takımlarından birinin finali kazanmasını geçiriyorduk. Cleveland Cavaliers 4-0 ile seriyi çok rahat geçerken, Atlanta Hawks’ ta Boston Celtics’i 4-2 ile geçmişti. Miami Heat ve Toronto Raptors ise 4-3 lük skorlarla  konferans yarı finallerine adlarını yazdırdılar. Bizde Düğün tarihimizi …

 Macera Dolu Amerika Bölüm 2: New York -Manhattan Bölüm 1

New Yorker olma yolunda ilerleyen balayı çifti olarak Manhattan’ı bir uçtan bir uca gezmenin vakti gelmişti. Manhattan ‘bir çok tepeden oluşan ada’ anlamına gelmektedir. New York’un kalbi, birçok kişinin hayal şehridir.  Bu ada 3 bölüme ayrılır: Downtown, midtown, uptown. Downtown Manhattan adasının kurulduğu yerden başlar. Financial district en güney ucudur. Biz de adayı kurulduğu yerden gezmeye başladık her sabah olduğu gibi erken saatlerde subway ile gideceğimiz noktaya ulaştık. Manhattan’da yaşayanların %75’inin aracı yok, subway en önemli ulaşım araçları. Bu kadar az araçla bile bu kadar kötü bir trafik olması şaşırtıcı biz İstanbul trafiğini tatmış canlılar için 🙂 Subwayle nereye gelmiştik? SoHo’ya. 1970’lerden sonra Andy Warhol başta olmak üzere pop-art akımı sanatçılarının bu bölgeye yerleşmesiyle bir sanat merkezi haline gelen açık adıyla ‘South of Houston’daydık. SoHo deyince gözünüzün önüne ünlülerin yürüdüğü, tasarım mağazaların olduğu modanın kalbinin attığı ve sanat galerilerinin bulunduğu bir yer gelebilir. Soho kesinlikle göze hitap eden bir yer ve Manhattan’a geldiyseniz yolunuz mutlaka buraya düşmeli. Belki yolda Gigi Hadid’le karşılaşırsınız 🙂 Subway’den çıkıp ‘SoH0’da brunch yapmadan dönülmez’ sözünü bir de biz onaylayalım diye Jack’s Wife …

Macera Dolu Amerika Bölüm 2: New York-Williamsburg

New York hipsterlerinin izinde sabah 7’de Brooklyn’de kaldığımız otelden çıktığımızda güneş yüzünü göstermiş ama bahar mevsiminin tatlı bir esintisi vardı. Hedefimiz iyi bir kahve içip Williamsburg’u keşfetmekti. Yollarda sarı şirin okul otobüslerinden ve koşu yapan bir kaç kişiden başka kimseler yoktu. Yürüdüğümüz yerler Williamsburg’un yükseliş öncesi nasıl bir yer olduğunun özeti gibiydi. Fabrikalar sıra sıra diziliydi. Tahmin edebileceğiniz gibi son yıllarda gözde olan bu bölge eskiden işçi sınıfının yaşadığı, fabrikaların bulunduğu adı pek önemsenmeyen bir yerdi. Geniş bir caddenin kaldırımından ilerlerken ilk gün kahvelerine ve mekanına hayran olduğumuz Brooklyn  Roasting Company ‘nin küçük bir şubesini gördük. Yeni bir yer keşfetmek istediğimiz için bugünlük burada içmedik kahvemizi. Williamsburg’a yolumuz uzundu ve tek derdimiz ‘şimdi nereye gitsek’ti 🙂 Böyle zamanlarda ayaklarımız bize dur diyene kadar yürümek en büyük keyfimizdi. Toz pembe bir hayata geçiş yapmıştık resmen. Bedford Caddesine girdiğimizde evlerin mimarisi dikkatimi çekti. Saat çok erken olduğundan yolda daha bir hipstere rastlayamamıştık. Hipsterlerden önce bizi devasa graffitiler karşılamıştı. Adeta bir açık hava sanat galerisinde gezer gibiydim. Başımı nereye çevirsem graffitiydi. Özgürlüğün ülkesinde hayal dünyası gezegenimizi aşan gizemli insanların harika …

Macera Dolu Amerika Bölüm 2: New York -Brooklyn

Amerika yazı dizisinin en uzun ve en keyifli kısmına geldik: New York. Hollandalılar tarafından kurulmuş ve ilk adı New Amsterdam’mış. Daha sonra İngilizler tarafından ele geçirilerek York düküne ithafen adı New York olarak değiştirilmiş. Amerika’nın en kalabalık şehri, dünyanın en kalabalık metropolitan kentlerinden biri.  170 farklı dil kullanılıyor ve 3 kişiden biri Amerika’da doğmamış. Bu kısa New York özgeçmişi nasıl bir şehir olduğu hakkında aklınızda küçük bir pencere açmıştır diye düşünüyorum. Bir önceki yazımda New York’ta 04.00’te uyandığımız ilk günde kalmıştık.Brooklyn’deki otelimize geçeceğimiz için valizlerimizi toparladık. En rahat spor ayakkabılarımızı giyip hazırlandık. 06.00’da otelin kahvaltı salonuna indik. Kahvaltıda Amerikalıların bağımlısı olduklarını düşündüğüm yumurta çeşitleri, buzlu su, portakal suyu, kahve ve pancake vardı. Buzlu su içmeden güne başlanamadığını burada öğrendik 🙂 Haberleri izleyip ülke gündemine müdahil olduktan sonra otelimizden çıkışımızı yaptık. Brooklyn’de 3 gün konaklayacağımız Dazzler otel e giderken taksi kullandık. Uber’i tercih etmedik çünkü New York’ta trafiğin yoğun olduğu yollara girerek ücreti arttığını duymuştuk ve ilk gün üyelik doğrulama kodu Amerika’da gelmedi.     ‘Metropole hoşgeldin’ dedirten İstanbul’dan hallice bir trafikte ilerlerken sempatik Dominikli şöforle New York sohbetine …

Macera dolu Amerika Bölüm 1: Seyahati Planlama

3 haftalık Amerika seyahatimi yazacağım bu yazı dizisine başlamak  uzun zaman aldı. 5 ay sonrasında sonbahardan kalma bir kış gününde dünyada eşi olmayan İstanbul boğazına karşı sessiz bir yerde yazı yazmaya başlamanın zamanı olduğuna karar verdim. Çünkü her seyahat benim için ayrı bir anlam taşıyor, zamanla anlamları olgunlaşıyor. Geri dönüp baktığımda orada geçirdiğim anlarda farketmediklerimi farkedebilir hale geliyorum. Madem hazırsak macera dolu Amerika yolculuğuna başlayalım ! Amerika rüyası bizim için balayı tatilini planlamaya başlamamızla oldu. Uzakdoğu, Avrupa derken Amerika’nın doğu yakasını gezmeye karar verdik. Klasik balayı tanımı dışına çıkarak, tüm ev ve düğün yorgunluklarına meydan okuyarak dolu dolu geçecek bir balayı planladık 🙂 Hatta davetiyelerimiz de bir posta kartı olarak tasarlandı; arka kapağında da balayı rotamıza bir uçak gidiyordu. Tarih seçimi yapmak pek mümkün olmadı ama mevsim olarak iyi bir zamanlama olan Haziranın ilk haftasında uçmayı planladık. Peki bu 50 eyaleti olan kıtanın neresine gidecektik? Başlangıçta 2 hafta planladığımız tatili -sonradan uzatacaktık- nasıl verimli geçirebilirdik?Tecrübelerime dayanarak söylüyorum ki eğer bir turla gitmiyorsanız bir gezinin en önemli kısmı hele ki uzun soluklu gezilerin kilit noktası bu …