Aylar: Kasım 2016

Şarap var okursan, kitap var içersen?

Herkese selam.. sizlere bored panda da ilgimi çeken bir yazıdan bahsetmek istiyorum. Mısır patlağı&Film ikilisi nasıl ayrı düşünülemez ise güzel bir kitap ile kaliteli bir şişe şarapta ayrı düşünülemez. Uyumları harikadır. Fırından çıkmış taptaze sıcacık ekmek üstü nutella gibi 😀 örnekleri arttırmak mümkün. Konumuza dönersek;  işte bu uyumdan yola çıkarak İtalyan şarap imalatçısı Matteo Correggia ve tasarım firması Reverse Innovation ‘ Librottiglia ‘yı yaratmışlar. Açılımı italyanca kitap ve şişe kelimelerinin akıllıca kombinasyonundan yaratılmış ve edebiyatla iç içe geçmiş bir dizi şarabı içermektedir. Librottiglia serisinin her şişesinde etiketin bir parçası olarak  içindeki şarapla tam uyum içerisinde kısa bir öykü bulunmakta. Tasarım firmasının şu mottası çok ilginç: günümüzde okumak için bilgisayar, tablet ve cep telefonlarını kullanıyoruz. Neden bir şişe şarap olmasın? Şimdilik şarap seçimine eşlik eden heyecan verici hikayelerin bulunduğu sınırlı koleksiyonuna üç yazar katkıda bulunmuş. Bunlardan ilki Roero Arneis serisi şaraplar. Gazeteci ve Hicivci Danilo Zanelli’nin “L’omicidio” -‘Cinayet’ adlı öyküsü Beyaz Roero Arneis’in taze ve hafif ruhuyla harmanlanmakta. Bir diğeri Anthos: şarkıcı ve yazar Patrizia Laquidara’nin  “La Rana nella Pancia”-‘Göbekteki kurbağa’ adlı öyküsü Kırmızı Anthos’un nadir kişiliğini tamamlayan ilginç bir masaldır. Son olarak: Roero serisi şaraplar. “Ti …

Succulentli Hediye Fikirleri

Yılbaşı yaklaşırken hediye arayanlara yaratıcı bir önerim var. Son zamanlarda kaktüsgillerin yükselen yıldızı succulentlerin başrolde olduğu, kolay ulaşılabilir malzemelerle yaratabileceğiniz küçük bir proje. Kendini succulent-mania akımının temsilcilerinden biri olarak tanıtan Iryna Osinchuk-Chajka nın salgangoz kabuğuna yerleştirdiği succulentler de en ilgi çekici tasarımlardan. Succulentleri küçük ahşap kutuların kapaklarına ve çerçevelere yerleştirip, farklı renklerde boyayabilirsiniz. Bence succulentin o doğal yeşil renginin ahşapla uyumu muhteşem, favorim bu renk ikilisi. Bu kendinizin yaptığı hediyeyle bonus mutluluk yaratacağınız hediyeleri yılbaşına özel tasarlayabilir, doğumgünü, ev hediyesi olarak da verebilirsiniz. Kendinize hediye vererek evinizin dekorasyonuna yeni bir soluk getirebilirsiniz. Fotoğraflarda gördüklerinizi ve daha fazlasını etsy den satın alabilirsiniz. Yazı bored panda dan alınmıştır.

Ayakkabımı Şarj Edip Geliyorum!

‘Ben ayakkabımı şarj edip geliyorum’ dediğinizde vereceğim haberden haberi olmayanlar size biraz şaşkın bakabilirler. Nike yapacağını yaptı ve yılın başında 28 Kasım 2016’da satışa sunacağını söylediği şarj edilebilen Nike HyperAdapt 1.0 modelinin fiyatını açıkladı. Fiyatı açıklamayıp biraz heyecan yaratalım! HyperAdapt 1.0, “şarjlı” bir spor ayakkabısı. Mekanizmasını çalıştıran pillerin durumunu ayakkabının arkasında yer alan LED’lerden takip etmek mümkün oluyor. Pilleri tam şarjla iki hafta kullanım ömrü sunuyor. LED’leri kırmızıya döndüğünde şarj aletine koşmanız gerektiğini anlıyorsunuz, tabii bitmeden yetişebilirseniz 🙂 Her bir teki şarj edebilmek için çift uçlu olan şarj aleti, mıknatıslı yapısıyla tabana yapışıyor ve HyperAdapt 1.0’ı şarj ediyor. Ayakkabıları şarj etmek yaklaşık 3 saat sürüyor. Tembeller ve ayakkabısını bağlamaya bile vakit bulamayanlar için ise en güzel haber; kendi kendine bağlanan otomatik bağcıklar. Geleceğe dönüş filmindeki Nike Mag’lerin vücut bulmuş hali -en son değişiklik sonrasında- 1 Aralık’ta Amerika’da satışa sunulacak. Ülkemiz için satış tarihi belli değil. Fiyatına gelecek olursak sadece 720 dolar !  Hayalini kuranlar Nike websitesinden bu tasarım harikası ayakkabıyı inceleyebilir. Nike ayakkabı sektörünün Apple’ı olacak gibi görünüyor.

Bozuk Paralardan Sıradışı Bir Yer Döşemesi

Kumbaranızda biriktirdiğiniz bozuk paralarınızla ne yaparsınız? Bu nasıl soru dediğinizi duyar gibi oluyorum. Vereceğiniz klasik cevabı değiştirecek bir esere imza atmış İngiltere’den Tonya Tooners. 13000 sent, birkaç kutu yapıştırıcı ile desen tasarlayarak eskiyen yer döşemelerinin üstüne yeni bir döşeme yapmış. Yapımı bir kaç ay süren süren bu sıradışı fikir benden tam not aldı. Yazı Bored Panda dan alınmıştır.

Bir Karnabaharlı ve Limonlu Buket Lütfen!

Hediye ettiğiniz veya aldığınız buketinizin kuruduktan sonra bir köşeye konulup unutulması ya da solup çöpe atılmasından mutsuzsanız sizi yenilebilir buketlerle tanıştırayım! Onlara veda etmek artık zor olmayacak. Karoline Samale bu düşüncelerle yola çıkarak meyve, sebze ve bitkilerden buketler tasarlamış. Bakalım sizin de hoşunuza gidecek mi? Yazı bored panda dan alınmıştır.

Macera Dolu Amerika Bölüm 2: New York -Brooklyn

Amerika yazı dizisinin en uzun ve en keyifli kısmına geldik: New York. Hollandalılar tarafından kurulmuş ve ilk adı New Amsterdam’mış. Daha sonra İngilizler tarafından ele geçirilerek York düküne ithafen adı New York olarak değiştirilmiş. Amerika’nın en kalabalık şehri, dünyanın en kalabalık metropolitan kentlerinden biri.  170 farklı dil kullanılıyor ve 3 kişiden biri Amerika’da doğmamış. Bu kısa New York özgeçmişi nasıl bir şehir olduğu hakkında aklınızda küçük bir pencere açmıştır diye düşünüyorum. Bir önceki yazımda New York’ta 04.00’te uyandığımız ilk günde kalmıştık.Brooklyn’deki otelimize geçeceğimiz için valizlerimizi toparladık. En rahat spor ayakkabılarımızı giyip hazırlandık. 06.00’da otelin kahvaltı salonuna indik. Kahvaltıda Amerikalıların bağımlısı olduklarını düşündüğüm yumurta çeşitleri, buzlu su, portakal suyu, kahve ve pancake vardı. Buzlu su içmeden güne başlanamadığını burada öğrendik 🙂 Haberleri izleyip ülke gündemine müdahil olduktan sonra otelimizden çıkışımızı yaptık. Brooklyn’de 3 gün konaklayacağımız Dazzler otel e giderken taksi kullandık. Uber’i tercih etmedik çünkü New York’ta trafiğin yoğun olduğu yollara girerek ücreti arttığını duymuştuk ve ilk gün üyelik doğrulama kodu Amerika’da gelmedi.     ‘Metropole hoşgeldin’ dedirten İstanbul’dan hallice bir trafikte ilerlerken sempatik Dominikli şöforle New York sohbetine …

Macera dolu Amerika Bölüm 1: Seyahati Planlama

3 haftalık Amerika seyahatimi yazacağım bu yazı dizisine başlamak  uzun zaman aldı. 5 ay sonrasında sonbahardan kalma bir kış gününde dünyada eşi olmayan İstanbul boğazına karşı sessiz bir yerde yazı yazmaya başlamanın zamanı olduğuna karar verdim. Çünkü her seyahat benim için ayrı bir anlam taşıyor, zamanla anlamları olgunlaşıyor. Geri dönüp baktığımda orada geçirdiğim anlarda farketmediklerimi farkedebilir hale geliyorum. Madem hazırsak macera dolu Amerika yolculuğuna başlayalım ! Amerika rüyası bizim için balayı tatilini planlamaya başlamamızla oldu. Uzakdoğu, Avrupa derken Amerika’nın doğu yakasını gezmeye karar verdik. Klasik balayı tanımı dışına çıkarak, tüm ev ve düğün yorgunluklarına meydan okuyarak dolu dolu geçecek bir balayı planladık 🙂 Hatta davetiyelerimiz de bir posta kartı olarak tasarlandı; arka kapağında da balayı rotamıza bir uçak gidiyordu. Tarih seçimi yapmak pek mümkün olmadı ama mevsim olarak iyi bir zamanlama olan Haziranın ilk haftasında uçmayı planladık. Peki bu 50 eyaleti olan kıtanın neresine gidecektik? Başlangıçta 2 hafta planladığımız tatili -sonradan uzatacaktık- nasıl verimli geçirebilirdik?Tecrübelerime dayanarak söylüyorum ki eğer bir turla gitmiyorsanız bir gezinin en önemli kısmı hele ki uzun soluklu gezilerin kilit noktası bu …

Vakko ile Şık Bir Çay Saati

Geçen günlerde günlük elektronik postalarımı kontrol ederken  Vakko’nun gönderisini gördüm ve biraz şaşırdım. Vakko Tea Atelier başlıklı  elektronik postanın yanlış olduğunu düşündüm; fakat okuduğumda bunun yeni bir haber olduğunu öğrendim. Modanın öncü isimlerinde vakko, dondurma ve çikolata serisinden sonra başta -ben olmak üzere- çay gurmelerini sevindirecek bir çay serisini satışa sunmuştu. Haberi aldıktan sonra kendimi Zorlu Center Vakko mağazasında buldum. Vitrinde arz-ı endam ediyordu şık kutularındaki çaylar. Özel Harmanlanmış beş çeşit, harmanlanmamış 2 çeşit çay olmak üzere tam 7 adet çaydan oluşuyordu seri.   Özel Harmanlanmış çay çeşitleri; Vakko Tea Atelier Morning Tea Bal tadı veren altın tomurcuklu siyah çay harmanları içeren bu çay sabah ferah bir başlangıç yapmak için öneriliyor. Vakko Tea Atelier Tea Time Siyah çayın, bergamot ve aspir yapraklarının aromasıyla buluştuğu bu özel harman beş çayları için öneriliyor. Vakko Tea Atelier Dream Tea Papatya, gül ve lavantanın dinlendirici etkisiyle bu karışım, tatlı rüyalar görmek için öneriliyor Vakko Tea Atelier Mind & Body Tea Tropikal yeşil çayın hindistan cevizi, limon otu ve zencefilin birleşimiyle harmanlandığı bu özel tat, zihninizi ve bedeninizi gün boyu …

İstanbullu Alaçatı- Bölüm 2

Alaçatı küçücük bir yer olmasına rağmen anlatmakla bitmiyor. Bir hafta önce yayınladığım mayıs ayındaki Alaçatı gezimin ilk gününden sonra sıra 2. güne geldi. Alaçatı’da uyandığım ilk sabah çalar saatim daha çalmamıştı bile. İş günlerinin sabahındaki o yorgun ve bıkkın ben’in yerini zıpkın gibi bir ben almıştı. Yatağımda miskinlik yapmak yerine hemen kalkıp penceremi açtım. Yakınlardaki bir kuş korosu sabah erken uyanışımı kutlarmışcasına şarkısını söylüyordu 🙂 Araba sesi, insan sesi en önemlisi burada telaşın sesi yoktu. Odamdan çıkıp balkondan bahçeye baktım. Kahvaltı masası hazırlanmaya başlamıştı bile. Burnuma gelen kurabiye kokusunun peşinden hemen bahçeye indim. Masada beni, erkenden uyanıp gazetelerini alıp okumaya başlamış ve bana süpriz yapıp aldığı minik saksı çiçekleriyle beraber kokbitim karşıladı 🙂         Gözlerimi ovuşturup tekrar baktım ki gördüklerim gerçekti. Aslında olması gereken sakin ve sıradan bir sabahı olağanüstü hal haline getiren modern hayatımıza isyan etmeden huzur içinde kahvaltıma odaklandım. Otelin güleryüzlü sahiplerinden Lemi Bey servis yapmaya başladı. Titizlikle hazırlanan kahvaltıda sunum daha da acıktırıcıydı. Minik tahta kaşıkla beraber verilen zeytin tabağı ve bir Ege kahvaltı klasiği karadut reçelli tatlı lor peynirinin sunumu benden tam not aldı. Günün planını …

İstanbullu Alaçatı-Bölüm 1

Alaçatı yazın popüler tatil adreslerinden biri. Yaz tatilindeki popülerliğinden dolayı oldukça kalabalık olduğunu bildiğimiz için sakinliğin tadını çıkarmak adına mayıs ayında gittik. İşim dolayısıyla bir kongre sonrası ödül olarak planlanmış bir tatildi.  Sabah ulaştığımız bu küçük taş duvarlı,sempatik evlerle dolu şehirde hayat durmuş gibiydi. Kalacağımız oteli kısa bir araştırma sonrası tavsiyeler katkısıyla bulduk. Lokalizasyonu merkeze oldukça yakındı. Sahibi Lemi Bey ve Okşan Hanım çifti İzmir’deki işlerini aniden bıraktıktan sonra bu güzel oteli açmışlar ve tam 9 yıldır işletiyorlar. Otelin planını da kendileri yapmışlar. Sanırım bu hayal herkese çok tanıdık gelmiştir 🙂 İçeri girdiğim andan itibaren sevmeye başladım bu küçük butik oteli. Bizi karşılayan  otel sahibi Lemi Bey, küçük bir lobi ve güzel bir bahçe oldu. Mutfaktan gelen mis gibi kurabiye kokusunu da unutmamak lazım tabi; Alaçatı’nın meşhur sakızlı kurabiyesi bir an zihninizde canlanıyor öyle güzel bir koku. Otelin iç dizaynı modern ve sadeydi. Her yerinde evdeymiş hissi verecek objeler vardı.               Odaya yerleştikten sonra biraz etrafı keşfetmek ve kahvaltı yapmak için sokağa attık kendimizi. Tatlı bir esinti eşliğinde başladık yürümeye.        Sıradışı kapıları ve …