All posts tagged: 3.dalga kahveci

A Coffee Trip to the 3rd Wave Coffee Shops of Madrid

İspanya’nın bürokratik olduğu kadar şık ve modern şehri Madrid‘te nitelikli kahvenin izini sürdük. Zamanımız yettiği kadar ve bünyemiz kafeini tolere edene kadar kahve denedik. Bazılarını çok sevdik. Kahveseverler için küçük bir rehber hazırladık. In Madrid, a bureaucratic yet stylish and modern city of Spain, we went out hunting after quality coffee. We tasted every cup of coffee as much as our time sufficed and our bodies could handle the caffeine intake. A little spoiler, we fell in love with one of them. Here is a small guide for you, our beloved coffee enthusiast. TOMA CAFE Madrid’in son zamanlarda popülerleşen bölgelerinden Malasana’ya yolunuz düşerse, nefis kahve kokusunu takip ederek Toma Cafe‘ye ulaşabilirsiniz. Sokağa açılan iki büyük penceresinin önüne geldiğinizde doğru yerdesiniz demektir. Sizden önce kokuyu alanlar size yer bırakmamış olursa sakın şaşırmayın 🙂 If you happen to pass by Malasana, which lately became a popular hangout place in Madrid, you will surely find your way to Toma Café with your eyes closed and following your nose to the source of familiar scent of coffee. When you …

Amasya’nın İlk 3.Dalga Kahvecisi: Mountain Coffee&Bakery

Dünyanın ilk coğrafyacısı Strabon tarafından adı verilen ‘Amaseia’ yani Amasya’ya uzun Samsun-İzmir dönüş yolculuğumuzda uğradık. Yolumuzu 2 saat daha uzatarak doğal güzellikleri ve tarihiyle ünlü şehrimiz Amasya’yı görmeye karar verdik. Daha önce Amasya’yı ben gezmiştim fakat eşim Oğuz Derya ilk kez görecekti. Amasya’yı tam anlamıyla gezmek için en az 2 gün gerekliydi ve bunu ileri bir tarihe planladık. Bu ziyaret biraz şehrin silüetini görmek amaçlıydı. Amasya’nın kalesi ve tarihi konakları değişiklik olmaksızın hala yerindeydiler. Şehir biraz büyümüş. Modern binalar şehrin dışına doğru tüm hızıyla yapılmaya devam ediyordu. Tarihi konakların bulunduğu sokaklarda biraz gezindikten sonra kahve içmeye karar verdik. Gelmeden önce hiç araştırmamıştık ve büyük bir beklenti içinde değildik. Açıkcası 3.dalga kahveci bulabileceğimi de hiç düşünmemiştim. Fakat araştırmalarım sonucunda Mountain Coffee&Bakery’i buldum. Amasya’nın en işlek bölgesi Ziyapaşa Bulvarında Amasya Kalesi manzaralı geniş bir mekandı. Bulmak çok kolay oldu. Self servis düzeniyle işletilen mekan şık, konforlu ve her mevsim keyifle kahvenizi yudumlayacağınız alanlardan oluşuyordu. Çalışanlar tarafından kibar bir şekilde karşılandıktan sonra menüyü inceledik. Kahve çekirdekleri maalesef sadece ülke bazında sınıflandırılmış alındığı çiftlikler belirtilmemişti. Blue Mountain of Jamaica kahve şubesi olarak tanıtımı …

To Go or Not To Go?

Şöyle dönüp bir baktığımda bloga 6 ay olmuş köşe yazısı yazmayalı. En son köşe yazımda  iş yoğunluğumdan dolayı ara verdiğimi yazmış hatta artık haftada 5 gün yazarak geri dönüyorum demiştim. Ama olmadı zira kolay iş değil bırak haftada 5 günü düzenli olarak 1 gün yazmak bile emek istiyor. Bu sefer neden bu ara diye sormadım değil kendime. Cevap alamadığımız sorular olur ya hayatta bazen… İşte öyle birşey… Bahane bulmak en kolayı ama kolaya kaçmayacağım hepsi benim hatam. Bu 6 aylık süreçte neler oldu bir bakalım hep beraber. Referandum geldi geçti, bir ton insan gözaltı tutuklama süreçlerine girdi, Kaplan ailesi için artık yavaş yavaş gelenekselleşen Venedik Festivaline katıldık 2.kez, İzmir’e taşındık, sitemizin başlığını ”Kaplan’lar Keşifte” olarak değiştirdik daha kolay akılda kalsın diye, sona en karmaşık hissettiren iki gelişmeyi sakladım. İlki amca oluyormuşum… İkincisi Büyük Kokbit ile barıştık yollarımız tekrar kesişti(sonra yine yollarımız ayrıldı bu yazıyı tamamlayana kadar…). ABD Başkanı Trump ardı ardına gelen radikal kararları ile herkesin etkilenmesine neden oluyor. Gidecek mi kalacak mı tartışmaları süre dursun o hala görevinin ve Twitter’inin başında. Gözümüz kulağımız ABD’den …

Macera Dolu Amerika Bölüm 3: Orlando

New York’ta dolu dolu başlayan Amerika gezimize daha sakin ve yaz tatili modunda devam etmek için Orlando’ya geçtik. New York’tan Orlando’ya araba ile yaklaşık 15 saatlik yol olduğu için uçakla gitmeyi tercih ettik.  Jet Blue Havayollarından biletlerimizi aldık. Amerika içi uçuşlar John F. Kennedy Havalimanından değil de daha çok Queens’te bulunan La Guardia Havalimanı’ndan kalkıyordu. Bu havalimanına gitmek için New York’ta Times Square’de  kaldığımız Citizenm Otel’den taksiyi tercih ettik. Hintli taksiciyle bol bol sohbet ederek yarım saatte 30 dolara havalimanına ulaştık. Havaalanında valiz teslimi biraz zor oldu çünkü sınır 50 pound yani 22.68 kg’dı ve bu sınırı aştığımız için tekrar valizlerimizden birşeyler çıkarmak zorunda kaldık. ‘The City Beautiful’ olarak adlandırılan Orlando göller ve bataklıklardan oluşuyordu. Uçuş sonunda Orlando’ya kuş bakışı baktığımda ‘Aman Tanrım hayatımda hiç bu kadar göl görmemiştim’ dediğimi hatırlıyorum. 2 buçuk saatlik uçuş sonunda Orlando Uluslararası Havalimanına varmıştık. Havalimanından kiraladığımız araçla booking üzerinden 3 gün yer ayırttığımız Otel Staybridge Suites Orlando Lake Buena Vista ‘ya doğru yola çıktık. I-Drive (İnternational Drive) üzerinden Lake Buena Vista’ya gps yardımıyla kolayca vardık. New York’tan sonra Orlando çok acayip gelmişti bana. Çünkü …

Medici’lerden Toskana’ya Miras Floransa Bölüm 2

14 Şubat sabahına Floransa’da uyandık.  Sevgililer günü planımız Floransa’nın nadide eserlerinin sergilendiği en önemli galerilerinden biri Uffizi Galeri’yi gezmekti. Kalabalıktan nasibimizi almamak için Uffizi Galerinin online sitesinden extra 5 euro ödeyerek sabah erken saatlerde rezervasyon yaptırmıştık. İsterseniz Firenze Kart alarak da ön sıralarda giriş yapabilirsiniz. 3 gün geçerli bu kartla 72 müzeyi 72 euro karşılığında gezebilirsiniz. Ama bir Uffizi galeriyi gezmek bile bir gün aldığını düşünürsek çok efektif bir seçenek olduğunu düşünmüyorum. Erken kalkıp otelde kahvaltı yaptık. Signoria Meydanı’nda yer alan Uffizi Galeriye 15 dakikada yürüyerek ulaştık. Rezervasyon yaptıranların ayrı olan girişinden içeri girdik. Sesli rehber aldık ve başladık gezmeye. Ünlü Medici ailesine ait eserlerin sergilendiği eskiden yönetimi sağlayan ofislerin bulunduğu galeride her adımda bir heykel bir tablo vardı. En çok Botticelli’ye ait eserlerin olması yanısıra Leonardo, Michelangelo, Raffaello, Caravaggio, Goya gibi önemli sanatçıların birçok eseri burada sergileniyordu. İnanın ben böyle birşey görmedim! Birkaç gün ayırsam yine de bitmez öyle müthiş bir galeri. Medici ailesinin ‘İtalyan rönesans’ını nasıl başlattığını buradan bile anlayabilirsiniz ki şehir zaten başlı başına bir açık hava müzesi gibi…Muhteşem! Eğer gelirseniz şu Uffizi’de görmeniz gereken başlıca eserleri şöyle …

Medici’lerden Toskana’ya Miras Floransa Bölüm 1

Sanatın ve Toskana’nın başkenti, Leonardo da Vinci ve Michelangelo’nun doğduğu  Floransa’yı 3 günde gezebildiğimiz kadarıyla sizlere aktaracağım. Böyle özel bir şehri bir yazıya sığdırmak oldukça zor olacak. Yazıma başlarken size ilk önce bu şehri bir hataya düşüp bir güne sıkıştırmamanızı öneririm. 100 tane müzenin bulunduğu bir şehirden bahsediyoruz ki inanın 3 günde bile ağzımıza bir lokma bal çalınmış gibi oldu. Haydi başlayalım Floransa’yı turlamaya! Floransa’ya Venedik’ten trenitalia ile hızlı trenle gittik. Tren biletimizi almayı son güne bıraktığımız için normalin üzerinde bir fiyata aldık. Önceden alırsanız eğer kişi başı hızlı tren bileti fiyatı 36 euro’dan başlıyor. Venedik St. Lucia yani Venedik eski şehirden bindiğimiz tren Venedik Mestre’ye uğrayarak 2 saatte Floransa’ya ulaştı. Premium class koltuk seçimi ile yaptığımız yolculuğumuz ikram edilen atıştırmalıklarla rahat ve keyifli geçti. Karşısında bulunan kiliseden ismini alan Floransa Santa Maria Novella tren garına vardığımızda şaşkınlığa uğradım. Bu kadar büyük ve kalabalık bir gar beklemiyordum. Kalabalığı geçerek garın dışına çıktığımızda tam karşısındaki Santa Maria Novella kilisesini gördük. Yer ayırttığımız otele doğru yürümeye başladık. Arnavut kaldırımda valizlerle yürümek biraz zor oldu. Rezervasyon yaptığımız Milu Hotel ‘i seçerken hem …

Sormalı mı Sormamalı mı?

Evet-Hayır Süreci Her ne kadar siyasetten uzak durmak isteseniz de sanıyorum kaçarımız yok. Okuduğum köşe yazarlarından, haberlerle ilgili tweetlerden anketlere kadar her yerde referandum her yerde ‘evet-hayır’ söylemleri. Bu konuda artık sizlerin de sıkıldığınızı düşünüyorum; ama henüz referandum tarihi bile netleşmemişken bir süre daha bunlara katlanmamız gerekecek. Rıdvan, Arda ve Acun’un referandum sürecinde ki açıklama(ma)larını yeterince okudunuz, ben o konulara hiç girmeyeceğim… Canlı Yayın(layamama)! Terör amaçlı saldırılar, katliam, patlama ve benzeri olaylar sonrası ambulanslardan önce yayın yasağı getirilmesine hepimiz aşinayız ve şaşırmıyoruz artık.(Reina saldırısına geç gelen yayın yasağı hariç!) Ancak geçen hafta bu yayın yasağının kapsamı RTÜK tarafından yeniden ele alındı ve sınırları belirgin şekilde çizdi. Yeni yasaklar şöyle: Resmi makamlarca dağıtılan görüntü ve bilgiler dışındakiler kullanılamayacak. Olay anı ve olay sonrası olay yeri görüntüleri, vatandaşların yaşadığı korku ve paniği gösteren görüntüler verilemeyecek. Saldırı sonucu hayatını kaybeden ya da yaralanan kişilere ait görüntüler, görsel unsurlar yayınlanamayacak. Olayın sıcaklığı geçmesine rağmen gün boyu ekranda “son dakika”, “sıcak haber” yazıları kalamayacak, yayın akışı kesilerek sürekli olaya ilişkin haberlere yer verilemeyecek. Sunucu ve muhabirler abartılı ifadeler kullanamayacak. İtfaiye, polis aracı, …

Türkçe gittigidiyor mu?

Referandum, Milletvekillerinin gözaltına alınıp serbest bırakılmaları, Trump’ın Özgürlükler Diyarının gerçek yüzünü yansıtmaya başlamasıyla meşgulken dünkü yazımdan ötürü epey bir eleştiri aldım GATA’dan sınıf arkadaşlarımdan… Sayemde Afganca öğrenen meslektaşım olduğunu görmek gözlerimi yaşarttı desem yeridir. Lakin 150-200 kelimeyle günü geçiriyorken üstüne yazı dilinde hatalar yapmak.. Haklılar bu konuda eksikleri gidermek gerek.. Önlem olarak yazılarıma 3 kişilik bir editör heyeti atamaya karar verdim 🙂 Aylardır Sözcü Gazetesi’nde her pazar keyifle yazısını okuduğum Oray Eğin’in önce 2 hafta yazmaması sonra da bir anda Habertürk’e transfer olması insanın kafasında soru işaretleri bırakmıyor değil… Okuyanlar bilir FETÖ karşıtı sivri yazılarıyla örgüte olan duruşunu net bir şekilde gösteriyorken bir anda Altaylı’nın köşe yazarlığını yaptığı bir gazeteye geçmesi hala kripto FETÖcülerin etkisi mi var sorularını akla getiriyor… Zamanla göreceğiz yazılarında nasıl bir evrim geçirecek ve hala aynı sertlikte yazılar kaleme alabilecek mi… İstanbul Modern bünyesindeki Antrepo 4, son sergisi “Liman”ı sanatseverlerin beğenisine sundu. Bildiğiniz üzere Bülent ve Oya Eczacıbaşı’nın 12 yıl önce Karaköy’deki ‘İstanbul Limanı’ olarak bilinen adreste açtığı İstanbul Modern’in bünyesinde bulunan Antrepo 4 binası, uluslararası standartlarda bir modern sanat müzesine dönüşecek. …

Başarının Gözyaşları..

Yeni bir hafta… Genelde çoğu ünlü köşe yazarı pazartesileri tatil yapar yazı yazmaz. Bende buna hiç anlam veremem. O zaman herkes pazar gününe doluşmasın bölüşün; bi kısmınız pazartesi yazsın bizde pazartesi köşe yazısız kalmayalım. Ama yok herkes bir düzen tutturmuş gidiyor ve bizler pazartesi sendromuyla baş başa kalıyoruz. İşte buradan yola çıkarak sizi susuz köşemi yazısız bırakmamaya karar verdim ve saat 00.30 da geçtim mac’in başına. Geçtiğimiz hafta sonu güzel haberler aldım. Hep hayalini kurduğumuz ama cesaret edemediğimiz İstanbul’dan  kurtularak İzmir’e yerleşme hayalimizi gerçekleştiren iki sevdiğim dostumdandı bu güzel haberler. Biri Kuşadası Toplum Sağlığı Merkezi’ne atamasını çıktığını telefonda anlatırken bir diğerinin taşınma haberini tesadüfi olarak Kuaförüm Adem Terzi‘den öğrendim 🙂 Alaçatı’ya taşınmış eski dostum. Ama ikisi içinde o kadar çok sevindim ki anlatamam. Kendime kızdım sadece.. Hayal etmek güzel ama onu gerçekten istemedikten, peşinden koşmadıktan sonra oturup gerçekleşmesini beklemek ya da her sohbette dile getirmek … Tamda bu ana uygun bir şarkı ile devam edeyim.. An old man turned ninety-eight He won the lottery and died the next day It’s a black fly in your …

İstanbul’un En İyi 3.Dalga Kahvecileri

Kahve tutkusuyla güne uyanan, kokusuyla ilham alanlar için bu yazımda İstanbul’daki en iyi 3.dalga kahvecileri sıralamaya çalışacağım. Öncelikle adının çoğu kişi tarafından duyulmadığı, duyanların bir kısmının da tam anlayamadığı 3.dalga kahveci kavramını özet geçmek gerek. Bu konu üzerine yazılmış makale, kitaplarda bahsedildiği gibi şarap kültürünün kahvede vücut bulması gibidir. En iyi kahve çekirdekleri, nasıl demlenebilecekleri, farklı tatlarla füzyonu, yanında partner olabilecek yiyecekler gibi şeyleri kapsamaktadır. Kahve kültürü demek en özeti olur.Benim için tanımı ise kahve tutkusunun derinliklerine inen merdivenlerdir. Böyle bir akımın içinde ortaya çıkan kahvecilerin yaptıkları işlerin yaratıcılıklarının sınırlarını da oldukça genişletiyor. 2.dalga kahvenin temsilcisi Starbucks bile reserve şubeleriyle 3.dalga kahveciliğin yakınlarında dolaşmaktadır. Başarısı tartışılsa da sayıları her geçen gün artmaktadır. Dünyada bu akımın meyveleri kahveciler genelde metropol kentlerde yer alıyor. Modern yaşamın bitmez tükenmez yeni arayışını tatmin edebilecek bir öğe gibi de çıkabiliyor karşımıza. Ülkemizde de en çok İstanbul’da olmak üzere son zamanlarda ivme kazanan İzmir’de de bir çok mekan bulabilirsiniz. Her gün bir yenisi açılan bu mekanlardan 3.dalgayı en iyi temsil edenleri sıralamaya başlayıp karar vermekte işinizi kolaylaştıralım. Aldığım kahve eğitimleri ve kahve …