14 Şubat sabahına Floransa’da uyandık. Sevgililer günü planımız Floransa’nın nadide eserlerinin sergilendiği en önemli galerilerinden biri Uffizi Galeri’yi gezmekti. Kalabalıktan nasibimizi almamak için Uffizi Galerinin online sitesinden extra 5 euro ödeyerek sabah erken saatlerde rezervasyon yaptırmıştık. İsterseniz Firenze Kart alarak da ön sıralarda giriş yapabilirsiniz. 3 gün geçerli bu kartla 72 müzeyi 72 euro karşılığında gezebilirsiniz. Ama bir Uffizi galeriyi gezmek bile bir gün aldığını düşünürsek çok efektif bir seçenek olduğunu düşünmüyorum. Erken kalkıp otelde kahvaltı yaptık. Signoria Meydanı’nda yer alan Uffizi Galeriye 15 dakikada yürüyerek ulaştık. Rezervasyon yaptıranların ayrı olan girişinden içeri girdik.

Uffizi Galeri

Uffizi Galeri Girişi
Sesli rehber aldık ve başladık gezmeye. Ünlü Medici ailesine ait eserlerin sergilendiği eskiden yönetimi sağlayan ofislerin bulunduğu galeride her adımda bir heykel bir tablo vardı.

Uffizi Galeri koridorları
En çok Botticelli’ye ait eserlerin olması yanısıra Leonardo, Michelangelo, Raffaello, Caravaggio, Goya gibi önemli sanatçıların birçok eseri burada sergileniyordu. İnanın ben böyle birşey görmedim! Birkaç gün ayırsam yine de bitmez öyle müthiş bir galeri. Medici ailesinin ‘İtalyan rönesans’ını nasıl başlattığını buradan bile anlayabilirsiniz ki şehir zaten başlı başına bir açık hava müzesi gibi…Muhteşem! Eğer gelirseniz şu Uffizi’de görmeniz gereken başlıca eserleri şöyle sıralayabilirim:
Sandro Botticelli: Venüs’ün Doğuşu,

Fra Filippo Lippi: İki Melek ile Madonna
-

Rembrandt van Rijn: Genç Adamken Kendi Portresi


- Uffizi Galeriden Arno Nehri ve Ponte Vecchio Manzarası

- Uffizi Galeri
Galeriyi yarım gün gezdikten sonra otele uğrayıp dinlenelim dedik. Dönüş yolunda bir alt sokağa inerken herkesin elinde kocaman bir sandviç iştahla yiyorlardı. Biz de onları takip edip sandviçlerin kaynağı All’antico vinaio’yu bulduk 🙂 Sokağın başına kadar uzanan sıradan anladığımız kadarıyla müthiş bir sandviç bizi bekliyordu ki inanın sıcacık ekmekli devasa bir sandviçti ve inanılmaz lezizdi. Fiyat/performans çok iyiydi. Yine olsa yine beklerim diyeceğim bir lezzetle öğle yemeğini hallettik.



Sandviç sonrası öğle kahvesi için Floransa’nın tek 3.kuşak kahvecisi Ditta Artigianale’ye nin bize yakın olan Via De’ neri 32r’deki şubesine gittik.

Mekan hipsterler çoğunlukta olmak üzere doluydu. Samimi ve karakteri olan bir kahve dükkanıydı. Kahvenin dışında kokteyl servisi de yapılıyordu. 2.şubesi nehrin diğer tarafında, en son açılan 3.şubesi de tren garı civarındaydı. Floransa’da yaşıyor olsam bol bol uğrayacağım bir mekan olurdu.



- Arno Nehri diğer kıyısında yer alan 2.şubesi
Biraz dinlendikten sonra Davud heykelinin gerçeğini görmek için Accademia müzesine gittik. Normalde rezervasyonla gidilmesi öneriliyordu sıra beklememek için ama zaten gittiğimizde de fazla sıra olmaması nedeniyle çok beklemeden içeri girdik.


Davud heykelini görmeden önce Medici ailesine ait müzik enstrümanları sergisini gezdik.





Daha sonra çift taraflı heykellerin yerleştirildiği koridora çıktık. Koridorun sonunda heybetli Davud heykeli bizi bekliyordu.

Etrafında dolaşıp, oturup saatlerce izleyebileceğiniz Michelangelo’nun sanatının zirve yaptığı bu eseri hayranlıkla ağzım açık izledim. Mükemmel insanı elleriyle yaratan Michelangelo’nun eserindeki ayrıntıların başka bir örneği yok.



Müzenin diğer kısımlarındaki eserler bu kadar etkileyici olmasa da hızlı bir geziyle bu müzeyi de tamamladık.



Accademia Müzesinden sonra Venchi’den dondurma dopingimizi alarak gün batımını izlemek için Michelangelo tepesine gitmeye karar verdik.

Otelimizden yürüyerek 45 dakika sürüyordu ve gün batımı saat 6 dan sonra olacaktı. Yeterince vaktimiz olduğu için yürümeyi tercih ettik.
Ponte Vecchio manzaralı köprüde bir sevgililer günü hatırası fotoğrafı çektirdikten sonra Arno nehrinin diğer kıyısına geçip yürümeye başladık.

Dik yokuşlar bizi bekliyordu. Ne de olsa bir tepeye çıkıyorduk değil mi 🙂 Yediğimiz dondurmaların bir bedeli olacaktı.


Yanlış bir yola girdik ama bol ağaçlı keyifli bir yol olduğu için keyfimizi bozmadan tepeye geç bir vakitte vardık.

- Michelangelo Tepesine giderken yanlışlıkla girdiğimiz yol

- Yanlışlıkla girdiğimiz yolda böyle ormandaymışcasına bir yürüyüş yaptık 🙂

- Michelangelo tepesine çıkan merdivenler
Tepeye çıktığımızda yine Michelangelo deyince artık aklımızda beliren tabii ki Davud heykeli replikası karşıladı bizi. Onun dışında boş bir meydandı. Kenarında gün batımını bekleyenler, merdivenlere oturmuş keyifle şarabını yudumlayanlar ve güzel şarkılar çalan sokak müzisyenleri vardı.

- Michelangelo Meydanı

- Michelangelo Tepesi

- Michelangelo tepesinden Floransa manzarası
Michelangelo hep bu tepeye çıkar ve şehri buradan izler, buradan ilham alırmış. Gerçekten Floransa’ya aşık edecek bir manzara vardı.


- Michelangelo Tepesinden Duomo ve Vecchio Sarayı manzarası
Hava karardıktan sonra artık yorulduğumuz için ilk ve son kez toplu taşıma kullandık. Michelangelo tepesindeki büfeden aldığımız 1.2 euro’luk otobüs biletlerimizle Arno nehrinin diğer yakasına giden otobüse bindik. Yaklaşık 20 dakikada gezerek son durağımıza ulaştık.

Akşam yemeği için Ayhan Sicimoğlu’nun önerdiği lokal lezzetleri tadabileceğimiz adreslerden biri olan eski bir hekim olan sahibinin menüsünü oluşturduğu La cucina del Ghianda’da rezervasyon yaptırdık.


Çok kalabalık ve büyük bir mekan olması yanı sıra çalışanları çok sıcakkanlıydı. Menüden başlangıç olarak favorimiz olan tavuk ciğerini tercih ettik.



Menü karşısında kafasında deli sorularla boğuşan kocam 🙂
Ana yemek olarak eski zamanlarda lordların yemeği olan Toskana bölgesine özel Ribollita çorbasından denedim. Lord dediysem aklınıza etler falan gelmesin. Bildiğimiz semiz otu, fasulyeden yapılmış bir yemekti. Hafif ve lezizdi.

Ribollitta çorbası
Şarap kavı Toskana bölgesi şaraplarından zengindi. Bu bölgeye özel sangiovese üzümlerinden yapılan bir şarap denedik.
Tatlı olarak tabii ki İtalya’nın vazgeçilmezi tiramisudan yedik. Her resturantta olduğu gibi burada da farklı bir tarifle yapılmıştı ve başarılıydı.

Tiramisu
Fiyatlar İtalya ortalamasında olup, yerel bir restaurant için iyi bir seçim olmuştu.
Floransa’daki son günümüzde Arno Nehrinin diğer kıyısında yer alan Palazzo Pitti’ye ( Pitti Sarayı) gittik. Yine Medici ailesine ait gezmekle bitmeyecek olan sarayın sadece bahçesini gezmeyi planlamıştık. Floransa’ya tekrar gelmek için bir sebebimiz olsun dedik 🙂

Milu Hotel karşısındaki kaldırımda ezgileriyle günümüzü güzelleştiren şirin amca 🙂
Yine otelimiz Milu’dan yürüyerek 15 dakikada Palazzo Pitti’ye ulaştık.

Avlusundan açılan büyük bir kapıyla Boboli Bahçeleri’ne 7 euro’luk biletlerimizle giriş yaptık.


Medici’nin hanımı Eleonora’ya hediye olarak yapılan bu bahçe doğayla sanatın iç içe geçtiği muhteşem bir yerdi. Cennete düştük sandık bu güzellikler içinde. Kış mevsimi olduğu için çiçekleri maalesef göremedik fakat heryer yeşildi.



16.yüzyıldan 18. yüzyıla kadar yapılan heykeller çeşitli yerlere konumlandırılmıştı. Neptün çeşmesi ve kahve evi bahçenin görülmesi gereken yerlerinden bazıları.





En çok beğendiğim terasın muazzam Toskana manzarası ve porselen müzesi oldu. Porselen müzesinin duvarlarını da sevgili Michelangelo yapmış.

Porselen müzesi duvarları ve teras
Medici’lerin romantizm anlayışı bu bahçede beni benden aldı. Tabak çanak hastası benim için porselen müzesini gezmek büyük bir zevk oldu.

Porselen müzesi



Bahçeden zor da olsa ayrılıp bilete dahil olan kostüm müzesine girdik. Medici hanımlarına ait afilli kıyafetlerin yanısıra İtalya’nın günümüzdeki önemli modacılarının ikonik eserleri de sergileniyordu. Müzede diğer müzelerden farkı olarak sırt çantalarının önde taşınması isteniyordu.


Serginin çıkışında Pitti Sarayının biletimize ait kısımlarına şöyle bir göz attık.


Boboli Bahçeleri’nden çıktığımızda hemen bir sokak ilerideki Gusta Pizza’ya koşarak gittik. Zor yer bulduk ve pizza siparişimizi verip bekledik. Burada İtalya’daki çoğu pizzacının aksine dilim değil bütün pizza servis ediliyordu. Sadece nakit paranın geçerli olduğunu da aklınızın bir köşesine not edin. Mozarella ve domatesli pizzamız yediğimiz en iyi pizzalardan biri oldu. Kış mevsiminde böyle lezzetli domates yememiştim.
Ó

Pizzamızı yedikten sonra Floransa’nın en eski ve en ünlü köprüsü Ponte Vecchio’dan geçtik. Medici’ler zamanında kuyumcuların ve bazı işyerlerinin bulunduğu köprü halen aynı şekilde hizmet vermeye devam ediyordu.

Ponte Vecchio
Köprüden sonra Arno nehri kıyısından Uffizi Galeri’nin bulunduğu Signoria meydanına çıktık.


Buraya gelmişken bir gün önce bahsettiğim dev sandviçlerin mekanına uğramadan olmazdı. Roma’da yemek için özel bir sandviç paket yaptırdık. Çalışanlar o kadar sempatiklerdi ki yolculuğumuza çıkacağımız için sandviçimizi bizim için özel hazırladılar.
Signoria Meydanı’ndan Duomo Meydanına çıktık. Kaldığımız her gün gece gündüz etrafında dolaştığımız bu benzersiz kubbeye sahip dışı süslü katedrali (Santa Maria del Fiore) gezme zamanı gelmişti. Ücretsiz giriş yaptık. Gezmek çok kısa sürdü. Çünkü fresk olmayan bomboş duvarlarla çok sade bir katedral karşıladı bizi. Tam bir hayalkırıklığıydı. İyi ki burayı gezmek için kısa bir zaman ayırmıştık.



Otelimize dönmeden Mercato Nuovo, yeni pazar yerindeki bronz domuz heykelini bulduk. Rivayete göre heykelin başını okşarsanı Floransa’ya tekrar geliyormuşsunuz tabii ki biz de başını okşadık.

Duomo’dan otelimize son bir kez daha çok özleyeceğim Floransa sokaklarından döndük.

19.yüzyılda yazar Stendal’ın Floransa’da Santa Croce bazilikasının muhteşem fresklerini gördükten sonra heyecandan baygınlık geçirmesi sonrası aynı vakaların bu şehirde tekrarlaması üzerine Stendal Sendromu tıp litaratürüne giriş yapmış. Yani kültürden, sanattan gerçekten baygınlık geçirebileceğiniz Floransa’yı ne yapıp edip görün!

Serinin Diğer Yazıları:
Medici’lerden Toskana’ya Miras Floransa Bölüm 1

Pingback: Medici’lerden Toskana’ya Miras Floransa Bölüm 1 | Social Life, Happy Life