Month: Ocak 2017

Türkçe gittigidiyor mu?

Referandum, Milletvekillerinin gözaltına alınıp serbest bırakılmaları, Trump’ın Özgürlükler Diyarının gerçek yüzünü yansıtmaya başlamasıyla meşgulken dünkü yazımdan ötürü epey bir eleştiri aldım GATA’dan sınıf arkadaşlarımdan… Sayemde Afganca öğrenen meslektaşım olduğunu görmek gözlerimi yaşarttı desem yeridir. Lakin 150-200 kelimeyle günü geçiriyorken üstüne yazı dilinde hatalar yapmak.. Haklılar bu konuda eksikleri gidermek gerek.. Önlem olarak yazılarıma 3 kişilik bir editör heyeti atamaya karar verdim 🙂 Aylardır Sözcü Gazetesi’nde her pazar keyifle yazısını okuduğum Oray Eğin’in önce 2 hafta yazmaması sonra da bir anda Habertürk’e transfer olması insanın kafasında soru işaretleri bırakmıyor değil… Okuyanlar bilir FETÖ karşıtı sivri yazılarıyla örgüte olan duruşunu net bir şekilde gösteriyorken bir anda Altaylı’nın köşe yazarlığını yaptığı bir gazeteye geçmesi hala kripto FETÖcülerin etkisi mi var sorularını akla getiriyor… Zamanla göreceğiz yazılarında nasıl bir evrim geçirecek ve hala aynı sertlikte yazılar kaleme alabilecek mi… İstanbul Modern bünyesindeki Antrepo 4, son sergisi “Liman”ı sanatseverlerin beğenisine sundu. Bildiğiniz üzere Bülent ve Oya Eczacıbaşı’nın 12 yıl önce Karaköy’deki ‘İstanbul Limanı’ olarak bilinen adreste açtığı İstanbul Modern’in bünyesinde bulunan Antrepo 4 binası, uluslararası standartlarda bir modern sanat müzesine dönüşecek. …

Başarının Gözyaşları..

Yeni bir hafta… Genelde çoğu ünlü köşe yazarı pazartesileri tatil yapar yazı yazmaz. Bende buna hiç anlam veremem. O zaman herkes pazar gününe doluşmasın bölüşün; bi kısmınız pazartesi yazsın bizde pazartesi köşe yazısız kalmayalım. Ama yok herkes bir düzen tutturmuş gidiyor ve bizler pazartesi sendromuyla baş başa kalıyoruz. İşte buradan yola çıkarak sizi susuz köşemi yazısız bırakmamaya karar verdim ve saat 00.30 da geçtim mac’in başına. Geçtiğimiz hafta sonu güzel haberler aldım. Hep hayalini kurduğumuz ama cesaret edemediğimiz İstanbul’dan  kurtularak İzmir’e yerleşme hayalimizi gerçekleştiren iki sevdiğim dostumdandı bu güzel haberler. Biri Kuşadası Toplum Sağlığı Merkezi’ne atamasını çıktığını telefonda anlatırken bir diğerinin taşınma haberini tesadüfi olarak Kuaförüm Adem Terzi‘den öğrendim 🙂 Alaçatı’ya taşınmış eski dostum. Ama ikisi içinde o kadar çok sevindim ki anlatamam. Kendime kızdım sadece.. Hayal etmek güzel ama onu gerçekten istemedikten, peşinden koşmadıktan sonra oturup gerçekleşmesini beklemek ya da her sohbette dile getirmek … Tamda bu ana uygun bir şarkı ile devam edeyim.. An old man turned ninety-eight He won the lottery and died the next day It’s a black fly in your …

Bir Yaz Rüyası Cote d’Azur: Èze, Monte Carlo

Bir gün kendimi yenilemek için bir süre yerleşebileceğim dünyadan bir yer seçmem istenirse, şu ana kadar gördüğüm yerleri düşünürsem cevabım Eze olur. Fransızca okunuşuyla ‘Ez’. Şimdi gelin size bu ilham verici köyü bir de ben anlatayım. Nice’ten kiraladığımız arabayla çıktığımız yolda Cote d’Azur mavisi eşliğinde 25-30 dakikada Eze’ye ulaştık. Yol üzerinde bir çok kez durup manzarayı defalarca fotoğraflamış olduğumuz için yol daha da uzun sürdü; aslında daha kısa bir yol. Nice’ten buraya direk gelen otobüslerde mevcut, bilet 1.5 euro.   Eze, ‘medievale village’ yani Ortaçağ’dan bu yana değişmemiş ve korunmuş köy. Adını Tanrıça Isis’ten alıyor. Köyde çalışan personel ve öğrenci hariç 60 kişi yaşadığı söyleniyor. Buraya geldiğinizde meydanın yukarısına araçla çıkamıyorsunuz arabayı buradaki otoparklardan birisine bırakmak durumundasınız. Meydan yakınında bir parfüm fabrikası da var, rehber eşliğinde gezip harika kokular satın alabiliyorsunuz. Arabayı bıraktıktan sonra yürüyüşe geçtik. 12. yüzyıldan bu yana korunmuş taş binalar arasında dar sokaklardan tepeye doğru tırmandık. Burada geçirdiğim her dakika beni geçmişe bir yüzyıl daha yaklaştırıyordu sanki. Nostaljik taş evlerin duvarlarını kaplamış, pencereden sarkmış, sokakların kenarlarına yerleştirilmiş çiçekler sanki tabloya değen bir fırça darbesi …

İnsan mıyız!

Günlerden Pazar… Ocak ayını da yavaş yavaş kapatıyoruz.. .Ömür, kum saatimizden tanecikler boşluğa akıyor olanca hızıyla…Bugün köşemde içimi dökmek istedim sizlere.. Siyaset yazmayayım diyorum; whatsapp gruplarında siyaset konuşmayalım diyoruz, bu grubun konusu bu değil diyoruz biri buna uymuyor sonra aykırı sesler ya da gruptan çıkmalar kopmalar oluyor. Uymak zorunda mıyız gerçekten ya da siyasete bulaşmak zorunda mıyız? Asker kökenli olmamdan dolayı oldum olası siyasetten uzağımdır. Twitterda anketler olağanca hızıyla önümüzden akmaya devam ediyor; kurtuluşumuz yok besbelli 😀 Başlığa gelirsem; ne kadar adaletsiz bir dünyada yaşadığımızla ilgili aslında. Geçen gün bahsettiğim Cafe’de oturmuş kahvaltımızı yaparken, kapalı mekanda bile üşüdüğümüzü hissedip bunu dile getirirken camın önünden kar yağışı eşliğinde elinde tekerlekli kağıt/çöp/karton ne derseniz toplayıcı çocuğun bir montu bile olmadan ince bir kazak, kulaklarında olmazsa olmaz kulaklığı-ki bu dünyadan bağını koparması için bir araç onlar için-geçerken gördüm. Herkes bulunduğu mevki konum meslek kazanç noktasından hep bi ileriye bir önündekine bakarak iç geçirdiği bi dünyada bir an olsun duraksayabilsek yavaşça arkamıza dönüp bakabilsek-ki aslında eşit insan olmamız gerekirken eşit falan değiliz- onların yerine kendimizi koyabilsek… elimizi uzatabilsek… Şartlarını …

Kadrajımda Kitaplarım ve Plaklarım

Herkese selam.. Siz bu yazıyı Cumartesi Sabah okuyacaksınız ben ise şantiyeleri dolaşıyor olacağım 🙂 Bugünkü köşe yazımda 2017 yılı içerisinde okunacaklar listeme koyduğum ve satın aldığım kitaplarımdan bahsedeceğim.. Öncelikle tarihe merakım olduğunu söylemeliyim ve kitaplarımın ana konuları hep tarih.. İlk kitap Vikings Dünyası; Stefan BRINK ve Neil PRICE editörleri, çevirisini ise Ebru Kılıç yapmış. Kitabın kalınlığı gözünüzü korkutmasın 848 sayfa lakin Vikinglere ben gibi merakınız var ise güzel bir kaynak. İkinci kitabım 25 Temmuz 2016’da kaybettiğimiz Gönlümüzün Ordinaryüs Prof’u Halil İnalcık Hocamın Osmanlı Tarihinde İslamiyet ve Devlet adlı kitabı. İlk baskısı haziran 2016 da basılmış. Osmanlı Tarihinde İslamiyet ve devlet kadim bir meseleyi, usta bir Osmanlı tarihçisinin kaleminden okumak isteyenlere tavsiyemdir. Bir diğer seri olarak önereceğim kitap 19 şubat 2016’da aramızdan ayrılan İtalyan bilim adamı, yazar, edebiyatçı, eleştirmen ve düşünür, Dünya kamuoyunun gündemine Gülün Adı ve Foucault Sarkacı gibi romanlarıyla giren İtalyan yazar, aynı zamanda Orta Çağ estetiği ve göstergebilim dalının ustalarından olan Umberto ECO’nun 4 Ciltlik ORTAÇAĞ kitapları. Umberto Eco’nun danışmanlığında hazırlanan ve toplam dört ciltten oluşan Ortaçağ Ansiklopedisi’nin ilk cildi, “Babarlar, Hıristiyanlar, Müslümanlar” konulu ve …

KoKBiT’in dönüşü

  Herkese selam.. Bildiğiniz üzere blogu açalı 3 ay oldu yavaş yavaş düzeni oturtmaya çalışıyoruz yazılarımızla; lakin hep içimde bi eksiklik hissi vardı.. Eski blog dönemlerinde günlük yazılar da yazabiliyorduk gündem ya da gündem dışı konularda, günlük aktiviteler olsun her şeyi paylaşabiliyorduk sonra twitter çıktı bunları 140 karaktere sınırladı, blog dönemi yeniden trend oldu; lakin bu seferde kategorileşme etiketler diye sınıflandırmalara gidildi ve eski tarz yazabileceğim yazılara yer bulamaz oldum.. Geçen gün bunu düşünürken aklıma geldi belki saçma bir fikir olabilir lakin hep içimde de olan hayallerimden biri birgün bi yerlerde köşe yazarlığı yapmaktı.. ilk postlarımda bahsettiğim gibi bu Socrates Dergisinde olur, yada Oray Eğin, Soner Yalçın gibi gazetelerde de olur yazma isteğim hep var.. Bu nedenle bir başlangıç olsun diye blogta köşe yazıları diye bir bölüm açmaya karar verdim. Burası da benim dergim -gazetem olsun ve gündelik ya da haftalık birşeyler karalayayım, sizlerde okuyun istiyorum. Tıpkı eskisi gibi 😀 Tek sorunum stabilite yani devamlılık.. Bu konuda biraz zorlanıyorum hayatımın her anında bu böyle aslında.. Yoksa biliyorum ki güzel yazıyordum, yazarım da ama işte okur …

Bir Yaz Rüyası Cote d’Azur: Nice

Güney Fransa’nın prensesi Nice’e sabah saatlerinde Cannes’ten trenle yarım saatte ulaştık. Otobüsle tam 1 saat 45 dakika sürüyor; zamandan tasarruf etmek için o yüzden treni tercih ettik. Tabii fiyat farkı olduğunu da belirteyim; tek yön tren 6 euro iken otobüs 1 euro. Kalacağımız oteli tren garına yürüyerek 5 dakika, plaja 10 dakika uzaklıkta olan Otel Nice Excelsior olarak seçtik. İyi ki de öyle yapmışız çok rahat ulaşım sağladık. Otelin iç mimarisi özenle yapılmıştı. Her oda farklı konsepteydi. Duvarlarda Nice resimleri yer alan devasa posta kartları, halılarda da aynı desenler vardı. Banyo ürünleri de l’occitane’den temin ediliyordu. ‘Keyifli’ oteller kategorisine koyabileceğim bir otel oldu. Valizlerimizi yerleştirdikten sonra Massena meydanına doğru yola çıktık. Yürüdüğümüz sokaklarda Nice’in o şirin eski, küçük pencereli, panjurlu evleri vardı. Hava çok ama çok sıcaktı, aylardan temmuz olunca beklenilen bir durumdu tabi 🙂 Deniz tatili yapmak isteyen bizler için tam kıvamındaydı 🙂 Ama denizden önce görmemiz gereken kocaman bir şehir vardı. Massena meydanı turistik, oldukça kalabalık bir bölgeydi. Ortasından raylı sistem geçiyordu. Zeminin bir kısmı siyah-beyaz taşlarla döşenip hoş bir görüntü oluşturulmuştu.   Neoklasik eserlerle …

89. Oscar Adayları

Her yıl  ‘and oscar goes to…’ cümlesiyle kalbimizin hızla çarptığı, küçük altın bir heykelin sinema dünyasına hükmedişini izlediğimiz oscar ödüllerinin bu yıl 89.su verilecek. Bugün itibariyle bir yıllık bekleyişin ilk kısmı  yaklaşık 10 dakikada, tabiri caizse ‘bir solukta’ bitti. Diğer yıllardan farklı olarak akademi, uydu yayını aracılığıyla daha hızlı ve karışık bir sıralama ile adayları açıklandı.   Bu yılın ilk rekoru La La Land ile geldi. Tam 14 dalda aday gösterilerek oscar tarihinde bir rekora imza attı. Bu rekor Altın küredeki rekor başarısından sonra aslında şaşırtıcı olmadı. Moonlight ve Arrival’da 8 dalda aday gösterildi. Nocturnal animal ve deadpool filmlerinin hiçbir dalda aday gösterilmemesi hayal kırıklığına uğrattı.  89. Oscar töreni Dolby tiyatroda Jimmy Kimmel’in sunumuyla 26 Şubat 2017’de gerçekleşecek. Kalan 33 günde ödevimiz aday filmlerden izleyemediklerimizi tamamlayıp kendi oscar listemizi oluşturmak. 2017 OSCAR ADAYLARI TAM LİSTE 1- En iyi Film Arrival– Geliş – İmdb Puanı:8.2 (Türkiye’de 11 kasım 2016 tarihinden itibaren ‘Geliş’ ismiyle gösterime girmiştir.) Ted Chiang’ın kısa öyküsünden sinemaya uyarlanan Arrival, dünya dışı yapıların uzaydan yeryüzünde farklı noktalara iniş yapmasıyla, dilbilimci Dr. Louise Banks (Amy Adams) ve ekibinin uzaylıların geliş amacını çözmeye çalışmasına …

48 Saatte Kapadokya

‘Peri bacaları’ dediğimiz doğanın bize yaptığı süprizlerden birini barındıran Kapadokya ülkemizde olduğu için çok şanslıyız. Yurtdışı seyahatlerimde sohbet ettiğim turist potansiyeli olan kişilere Türkiye dediğimde çoğundan duyduğum cümleler ‘Kapadokya diye bir yer varmış’,’ balonlar uçuyor fotoğraflarda ne kadar fantastik bir yer’, ‘ oraya gitmek en büyük hayalim ‘ oldu. Evet yanlış okumadınız. İstanbul’un şöhretini elinden almış bile diyebiliriz Kapadokya için. Bu kadar yakınımda bulunan masalsı şehri 2.kez görmenin zamanı gelmişti. İlk seyahatimi yaz mevsiminde peri bacaları arasında haşlanacak kıvamdaki sıcakta yapmıştım. Açıkcası hissettiğim sıcaklık 50 dereceleri bulduğunda gözlerimin önüne perde inmiş olmalı ki Kapadokya’yı pek sevememiştim 🙂 Pozitif eleştirilerin benim negatif eleştirilerimi alt etmesini istedim ve eşimle Kapadokya’nın en güzel olduğu söylenen aylardan kasıma türk hava yollarından haftasonu tatili için İstanbul-Nevşehir uçak biletini aldık. Kapadokya’ya kara yolu ile geçiliyordu. 2.seçenek olarak Kayseri’ye uçakla gidip karayolu ile  1 saat 15 dk da Kapadokya’ya ulaşılabiliyor.  Cuma akşamı kısa bir uçuşla Nevşehir havalimanına vardık. Havalimanı 2 artı 1 ev boyutundaydı 🙂 Gördüğüm en küçük havalimanı olmalı. Uçaktan inip kiraladığımız araca binmemiz 15 dakikamızı aldı. Haftasonu boyunca kullanacağımız araca bindik …

Bir Tatlı Huzur Almaya Geldik Ağva’dan

Cumartesi günü öğle saatlerinde hiç aklımızda yokken biraz İstanbul’un stres, kaosu ve haftasonu sokaklardan, restaurantlardan, avmlerden taşan kalabalığından uzaklaşmak için Ağva’ya gitmeye karar verdik. Arabayla yaklaşık 1 buçuk saat uzaklıkta olması bu ani kararımızda büyük etken oldu.  Ocak ayı için hava gayet iyiydi. 12 derece ve güneşliydi. Gitmekte olduğumuz yol ormanlık bölgeden geçiyordu ve hala bitki örtüsünün üzeri karla kaplıydı. Güneşle parıldayan karlar, yaprakları dökülmüş kuru ağaçlar Bob Ross tabloları tadında bir yolculuk yapıyorduk. Ağva yolunda normal yolumuzu değiştirerek eski Şile Ağva yoluna girdik. Amacımız  Vedat Milor’un yaklaşık 1 yıl önce yazısında överek bahsettiği Tadım Gözleme evinde boşnak mantısı yemekti. Vedat Milor’ün tavsiyelerinden hüsrana uğradığımız pek görülmemiştir, o yüzden önerilerini hep denemeye çalışırız. Tadım gözleme evi Yeniköy’de Şile’ye yaklaşık 7-8 dakika Ağva’ya ise 35 dakika uzaklıkta yer alıyor. Bir Boşnak köyü olması nedeniyle Boşnak mantısı yapan birçok yer sizi köyün girişinde karşılıyor. Fakat biz köyün sonuna doğru olan Tadım Gözleme evini tercih ettik. Buraya vardığımızda bizi kötü bir süpriz karşıladı, sadece nakit para geçerliydi. Tabi en yakındaki bankamatik Şile’de olduğu için tekrar Şile’ye dönüp bir bankamatik bulup para …