Avrupa, Seyahat
Comment 1

Bir Yaz Rüyası Cote d’Azur: Èze, Monte Carlo

Bir gün kendimi yenilemek için bir süre yerleşebileceğim dünyadan bir yer seçmem istenirse, şu ana kadar gördüğüm yerleri düşünürsem cevabım Eze olur. Fransızca okunuşuyla ‘Ez’. Şimdi gelin size bu ilham verici köyü bir de ben anlatayım.

Nice’ten kiraladığımız arabayla çıktığımız yolda Cote d’Azur mavisi eşliğinde 25-30 dakikada Eze’ye ulaştık. Yol üzerinde bir çok kez durup manzarayı defalarca fotoğraflamış olduğumuz için yol daha da uzun sürdü; aslında daha kısa bir yol. Nice’ten buraya direk gelen otobüslerde mevcut, bilet 1.5 euro.  

img_3299

NİCE-EZE ARASI YOLCULUK MANZARASI

Eze, ‘medievale village’ yani Ortaçağ’dan bu yana değişmemiş ve korunmuş köy. Adını Tanrıça Isis’ten alıyor. Köyde çalışan personel ve öğrenci hariç 60 kişi yaşadığı söyleniyor. Buraya geldiğinizde meydanın yukarısına araçla çıkamıyorsunuz arabayı buradaki otoparklardan birisine bırakmak durumundasınız. Meydan yakınında bir parfüm fabrikası da var, rehber eşliğinde gezip harika kokular satın alabiliyorsunuz.

38-so-2012situationaccesplan-photo01-uk2

EZE KÖYÜ HARİTASI

img_3304

Arabayı bıraktıktan sonra yürüyüşe geçtik. 12. yüzyıldan bu yana korunmuş taş binalar arasında dar sokaklardan tepeye doğru tırmandık.

img_3469img_3312-2img_3468

Burada geçirdiğim her dakika beni geçmişe bir yüzyıl daha yaklaştırıyordu sanki. Nostaljik taş evlerin duvarlarını kaplamış, pencereden sarkmış, sokakların kenarlarına yerleştirilmiş çiçekler sanki tabloya değen bir fırça darbesi gibi olmuştu.

img_5850img_3614

İlerledikçe sanat galerileri çıkıyordu karşımıza. Bazı sokakların tamamı sanat galerileriyle dolu. Sanat eserleri ve etrafı incelerken  tepeye ulaşmamız uzun bir zaman aldı.

img_4537img_4802img_3441

En tepede Jardin Exotique yani egzotik bahçe bulunuyor. Girişi 6 euro. Burası 1949 yılında ziraat mühendisi Jean Gastaud tarafından tasarlanmış.İçinde çeşit çeşit kaktüs bulunuyor .

img_3502img_3336-2img_3345img_3351

Ayrıca içi heykeltıraş Jean- Philippe Richard tarafından yapılmış, “Yeryüzünün Tanrıçaları” konulu kadın heykelleriyle süslenmiş ve küçük notlar yazılmış. Kalenin arka kısmında ünlü Fransız aktörü Francis Blanche’ın de yattığı mezarlığı ve dağlar arasından geçen otoyolu izleyebilirsiniz.

img_3420

Eze’in tepesine kartal yuvası deniyor. Buradan  St-Tropez’i hatta Korsika Adası’nı bile görebilirsiniz. 

img_7180-2

İşte tam bu noktada Eze’nin mottosunu kendi içimden tekrarlıyorum: ‘Öldüm ve burada yeniden doğdum.’ 

img_4562

EZE’YE HAYRAN OLMUŞ BEN 🙂

img_3945-2

Burada zamanı durdurma tuşu olsa dedim,bassam ve dursa. Ama tabi akreple yelkovanın ısrarına yenik düşerek devam ettik. 

img_9103

Frederic Nietzsche bir süre burda yaşamış ve ‘Böyle buyurdu zerdüşt’ kitabının bir kısmını burada yazmış. Hergün, günümüzde adıyla anılan patikadan deniz kenarına inermiş. Halen açık olan patikadan deniz kenarına 1 buçuk saatte inilebiliyor. Biz vaktimiz kısıtlı olduğundan inemedik.

Buradan ayrıca köyün en eski binası olan  Chapelle de la Sainte Croix’de rahatça gözlenebiliyordu. 

img_3371

Tekrar Ortaçağ sokaklarından inişe geçtik.

img_6719img_3943

Molamızı bir şatoda verdik. Château de La Chèvre d’Or . Burası bir butik oteldi. Akşam yemeği için rezervasyon yaptırmanız gerekiyor. Michelin 2 yıldızlı restaurantlar kategorisinde. Biz yemek rezervasyonu yaptırmadığımız ve vaktimiz olmaması üzerine birşeyler içebildik. Egzotik bahçede gördüğümüz manzaraya doyamamıştık burada biraz tatmin olduk 🙂

img_3308img_3474img_3486-2img_4044

img_3489

Daha sonra köyün çevresinde dolaştık. Manzaraya karşı resim yapan ressamlara selam verdik ve bu rüya köye veda ettik. 

İstikamet Monte Carlo’ydu. Eze, Monte Carlo ve Nice eşit mesafedeydi. Yine aynı sürede vardık. Nice’ten otobüs ve trenle gelmek de mümkün. Monaco’nun 4 şehrinden biri olan kumarhaneleriyle ünlü Monte Carlo. Prensliğe gelir kaynağı yaratmak için açılan kumarhaneler işte böyle bir sonuç yaratmış. 

Şehre girdiğiniz andan itibaren para ve lüks kelimelerinin anlamını bizzat yaşıyorsunuz. Lüks kategoride yer alan, dünyada sayılı bulunan otomobillerden burada aynı anda birkaç tane görebiliyorsunuz. Şehrin içinde bir tur atıyoruz. Formula 1 yarışı da tam olarak bu şehrin içinde yapılıyor. Öyle bir hızla, bu dar ve virajlı şehir yolundaki performanslarını tebrik etmek lazım. 

77cd789fc4e2a560e5d7c22e821871b3

img_3526

MONTE CARLO MARİNA

Monte Carlo casinosunun  yakınındaki otoparka arabayı parkediyoruz. Otopark fiyatları dakika hesabıyla ödeniyor. Çok ama çok pahalı, e tabi bu şehirin normali bu. Montecarlosbm alışveriş merkezinin ilginç eskimo evleri tarzındaki dünyanın en lüks mağazaları arasından casinoya ulaşıyoruz.

img_3503

MONTE CARLO SBM

img_3506

MONTE CARLO CASİNO

Sportif kıyafetlerle de girilebiliyor olduğunu öğrenip sıraya giriyoruz. 20 euro giriş ücreti verip tüm elektronik eşyalarımızı emanete bırakarak içeri giriyoruz. İçeride tabii ki fotoğraf çekmek yasak. Gündüz daha çok binayı gezmek isteyenler çoğunlukta oluyormuş. Gece 23.00’ten sonra smokinlerle giriş yapılabiliyormuş. 

Kumarhane binası aslında Paris Tiyatrosu’nun mimarı da olan Charles Garnier tarafından inşa edilmiş. Barok tarzı bir mimariye sahip, içinde sayısız freskler ve heykeller barındırmaktadır. Altından ve mermerden yapılmış, lüks timsali bina. 

img_3530

Casinodan sonra hemen köşesindeki ‘Cafe de Paris’te kenar bir  masaya oturduk. İçeceklerimiz eşliğinde Monte Carlo’yu izleyip araba marka bilgilerimizi tazeledik 🙂 Çok kalabalık bir mekan ve yer bulmanın zor olduğunu belirteyim. Ama kesinlikle burada vakit geçirip şehri izlemlemelisiniz.

img_4160

CAFE DE PARİS’TE OTURDUĞUMUZ MASANIN HEMEN ÖNÜ 🙂 KARŞIDAKİ TURİST KAFİLESİNİN ŞAŞKINLIĞINA DİKKAT 🙂

Hava kararırken yani saat 22.00 civarında şehir merkezinde bulunan plajlardan birine girdik. Taşlı ama sıcacık suyu olan denizde binaların ışıklarıyla eşliğinde bol bol yüzdük. Hava karardığında hala denizdeydik, bizim gibi birçok kişi de hala denizdeydi.

img_3543img_3561img_3551img_3589

Hava karardıktan sonra yine bir şehri turladık. Gündüzden daha ışıltılıydı gecesi.

Monaco’ya çok zaman ayıramadan Kraliyet sarayı ve müzelerini gezemeden tekrar Nice’e döndük. Ertesi gün bu güzel gezinin son günüydü ve St. Paul de Vence bizi bekliyordu.

Devamı gelecek. Takipte kalın! 

Serinin diğer yazıları:

Bir Yaz Rüyası Cote d’Azur: Nice

Bir Yaz Rüyası Cote d’Azur: St.Tropez, Port Grimaud

Bir Yaz Rüyası Cote d’Azur: Cannes

Reklamlar
This entry was posted in: Avrupa, Seyahat

tarafından

1988 yılında sarı bir sonbahar günü doğdu. 40 günlükken yaptığı ilk şehirler arası seyahat sonrası gezme aşkı da onunla birlikte büyüdü. Ailesiyle yaptığı uzun keşif dolu yolculukları ile ‘keşfetme’nin dayanılmaz güzelliğinin farkına vardı. İnsanı ‘keşfetmek’ için tıp fakültesini bitirdi. Çocukların enerjisi ile genç kalabilmek için çocuk doktoru olmaya karar verdi. Hayatını birleştirdiği Oğuz Derya ile birlikte ‘keşfetme’ye devam ederken tecrübelerini paylaşmak için bu blogta yazılarını yayınlamaya başladılar.

1 Yorum

  1. Geri bildirim: Bir Yaz Rüyası Cote d’Azur: St.Paul de Vence |

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s