İsviçre’nin en büyük şehri ve dünyanın en pahalı şehri Zürih’le tanışma zamanı gelmişti. Bu gezi maalesef bir güne sığdırıldı çünkü İsviçre-Avusturya gezimizde rotamız üzerindeydi; fazla vaktimiz yoktu ama görmeden de geçmek istemedik.

Zürih’e gitmeden duyduğumuz en çok kelime ‘pahalı’ oluşuydu. Tüm yazıda ayrıntılarıyla bahsedicem ama en başta söylemeliyim ki gerçekten pahalıydı. Dünyanın en pahalı şehirlerinden birine seyahat planlamak da tabii ki de zor oldu.

Basel’de olduğu gibi Zürih gezisi için planlama yapmaya başladığımda Türkçe pek kaynak bulamayıp genelde yabancı kaynaklardan yararlandım. Gezinin en zor kısmı ise konaklama planlamasıydı. Bu zorlukların dışında refaha ulaşmış bir halkı ve şehirde birgün bile yaşamak çok güzel bir tecrübeydi.
Şimdi gelin Zürih’te bir günümüz nasıl geçmiş ayrıntılarıyla bakalım.
Zürih’e Ulaşım
Zürih’e Türkiye’den THY, Atlasglobal ve Pegasus’un direk ve aktarmalı uçuşları bulunuyor. Biz Basel’de olduğumuz için trenle Zürih’e ulaşım planladık.

Araba ile Basel-Zürih arası 1 saat olsa da araba kiralamayı düşünmedik. Çünkü İsviçre’de araba kiralama ve park yeri ücretleri diğer Avrupa ülkelerine göre daha pahalıydı. Otellerde konaklasanız bile park ücreti ödemek zorundaydınız. Ayrıca özellikle Zürih’te trafik kuralları çok katı şekilde işliyor. En küçük hatada yüzlerce İsviçre Frangı(CHF) ceza ödemek zorunda kalabiliyorsunuz.
Biz Basel’deki 2.günümüzde akşam üzeri Zürih yoluna çıktık. Zürih trenine binmek Basel SBB tren istasyonuna tramvayla rahat bir şekilde geldik. Basel’deki gezimizin ayrıntılarını ‘Basel gezi rehberi‘ yazımdan okuyabilirsiniz.


İsviçre’de demir yolları ulaşımı çok gelişmiş. Trenler yeni, tertemiz ve dakik. Geç kalma diye bir durum çok yaşanmıyor, yaşansa bile ayrıntılı bilgilendirmeler yapılıyor.
Trenimiz dakikasında geldi ve koltuk numaramız olmadığı için seç-beğen-al şeklinde koltuklarımızı seçtik. Bu trenlerde ‘sessiz oda’ denilen 6 kişilik bölümler bulunuyordu biz de boş bir bölüm bulunca valizlerimizle buraya yerleştik.

1 saat süren yolculuğumuz şairane İsviçre manzaraları eşliğinde rahat bir şekilde geçti.
Zürih Şehir İçi Ulaşım
Zürih merkez tren istasyonunda (Zürich Hauptbahnhof) Zürih’e merhaba dedik. Oldukça büyük olan istasyon aynı zamanda şehrin tam merkezinde bulunuyor. Gardan çıktığınızda Zürih’in en büyük ve dünyanın en lüks caddesi Bahnhofstrasse’ye adım atmış oluyorsunuz. Zürih merkez tren istasyonu Avrupa’nın en kullanışlı istasyonlarından biri sayılabilir. Zürih Havalimanı’ndan buraya da sadece 12 dakikada ulaşılabiliyor.

Zürih merkez tren istasyonunun hemen önünden de tramvay geçiyor ve 15 farklı tramvay hattı ile birçok yere ulaşım sağlanabiliyor. Bunun dışında otobüs, taksi, bisiklet seçeneklerini de değerlendirebilirsiniz.

Toplu ulaşım için tek günlük veya çok günlük kart seçenekleri mevcut olup aşağıdaki tabloda fiyatları görebilirsiniz. Tabloda şehrin ‘zone’lara ayrıldığını göreceksiniz. Zürih İsviçre’nin en büyük şehri ve ulaşımı kolaylaştırmak için böyle bölümlere ayrılmış. Bizim kaldığımız otel ve gezilecek yerler 1 ve 2. zoneda bulunduğu ve 1 gün kalacağımız için biz en uygun seyahat kartını aldık.

Zürih’te Konaklama
Dünyanın en pahalı şehrinde konaklama da tabii ki diğer Avrupa şehirlerine göre çok pahalı. Eğer yeterli bütçeniz varsa ‘Old town’ kısmında bir otelde kalmanızı öneririm. Airbnb üzerinden evleri de araştırabilirsiniz ama 2’den fazla kişi değilseniz fiyatlar oradada makul değil.
Biz şehrin merkezine tramvayla 15-20 dakikada ulaşabileceğimiz bir bölge seçtik. Zürih’in batısında eski sanayi bölgesi, yeni-yükselen sanat ve kültür bölgesi Escher Wyss’de güzel bir otel bulduk. Birçok Avrupa şehrinde bulunan konsept otel zinciri 25hours Hotel Zürich’i tercih ettik.

Otelin en güzel özelliği tam önünden tramvay geçiyor olmasıydı. Buradan tramvaya binip tam şehir merkezine kadar gidilebiliyordu. Ulaşımı çok rahattı.
Otelin konseptini ve odalarını da sevdik. Sadece oda iç avluya baktığı için biraz karanlıktı ama bir gün kaldığımız için bu biz pek olumsuz etkilemedi.




Odaları çok geniş ve rahattı. Ayrıca otel lobisi ve odalarda bulunan tasarım eşyaları da beğenirseniz satın alabilme şansınız vardı.

Otelin hemen yanında yine 4 ve 5 yıldızlı başka oteller ve Toni-Areal kültür, eğitim kampüsü bulunuyordu.

Zürih merkez tren istasyonundan tramvay ile geldiğimiz otelin girişinde de dev bir kadın heykeli bizi karşıladı.

Otelin girişinde İsrail yemeklerinin ön planda olduğu dünya mutfaklarından yemekler yapan Neni Restoran bulunuyordu. Odamıza yerleşip biraz dinlendikten sonra şehri keşfetmeye çıktık.

Zürih’te Bir Kahve Molası: MAME
Şehri keşfetmeye başlamaya en iyi kahve dükkanından başlamaya karar verdik. Saatler öğleden sonrayı gösteriyordu ve kahve içmek için harika zamanlamaydı. Toni-Areal tramvay durağından tramvaya binin Alstadt’a gelmeden Josefstrasse’de MAME’ye yakın bir durakta inip 10 dakika yürüdük.

Yol üzerinde Zürih’in güzel sokaklarını keşfettik. Bir huzurevi bulduk ki gördüklerimiz arasında en güzeliydi.

Daha sonra yolumuza devam ettik ve karşımıza küçük ama sempatik bir kahve dükkanı çıktı. Dışarısı ve içerisi dolu, enerji fışkıran mekanın içine girdik.

İskandinav tarzına yakına bir konsepti olan mekan daha çok kahve içip sohbet etmeye odaklı planlanmıştı. Cam kenarında oturulacak yerler dükkanın en sevdiğim kısmı oldu.


MAME, kahve dünyası için iki önemli barista tarafından açılmıştı. Önemli diyorum çünkü İsviçre barışta şampiyonasında derece sahibi olmuşlar.

Ayrıca biz burayı ziyaret ettikten sonra baristalarından Emi 2018 Dünya Kahve Demleme Şampiyona olurken, erkek arkadaşı ve diğer barista Mathieu ise İsviçre Barista Şampiyona olup 2019 Dünya Barista Şampiyona’sında 6. oldu.
Dış kaynaklı kavurulan kahve çeşitlerini sunan mekanda biz Mathieu’nun o dönemde bulunan Etiyopya Geisha önerisine uyarak bu çekirdekle v60 demleme tercih ettik.

MAME’de herşey sade ve muntazam bir düzenle yapılıyordu. Hiç bu kadar titiz bir demleme şekli görmemiştim.

Mathieu’nun kahve demlerken ki bu tarzını, ciddiyetini görseniz tüm bu başarılara nasıl ulaşabildiğini anlayabilirsiniz. Mathieu kahvemizi demlerken kahve ile ilgili bizimle sohbet de etti. Mükemmel bir tat profili vaat ediyordu. Kahvemiz demlendi ve dışarıda cam önünde bir İsviçre’li gibi kahvemizi yudumlamaya başladık:)


Sanırım kahveyi kısa bir sürede bitirmiştik. Meyvemsi, gül aromasının net bir şekilde hissedildiği kahve tek kelimeyle müthişti. Tabii küçük bir ayrıntı olarak buradaki herşey gibi kahve de çok pahalıydı. Tek bardak kahve 18 CHF yani o dönemin kuruyla 90 tl ye mal oldu!

İçtiğimiz en pahalı kahve olarak tarihe geçti. Kahvemizi içtikten sonra mekanda diğer barışta Emi ile tanıştık. Hayat dolu, pozitif tavırlarıyla herkesin gözdesiydi.
MAME, dünyada şu ana kadar gezdiğimiz kahve dükkanları arasında en sevdiklerimiz arasına böylece hızlı bir giriş yaptı.
Zürih Alstadt
Zürih Alstadt yani Zürih eski şehir kısmına MAME yakınından metroya binerek geldik. Bu bölge Avrupa şehirlerindeki şaşalı tarihi binaları hayal kırıklığına uğratabilir. Çünkü İsviçre’de modern yapılar da tarihi yapılar da çok sade. Hatta şöyle söyleyeyim ‘düz’ bir mimariye sahip. Kesinlikle heyecan uyandırmıyor.

Meydanları çok sadeydi. Her yerde bisiklete binen insanlar ve sakinlik, huzur hakimdi.

Alstadt’ta bulunan Limmat Nehri’nin Doğu kıyısında bulunan ‘Lindenhof’ bölgedi nehrin karşısından bakıldığında masallardan bir sayfa gibi görünüyordu. ‘Lindenhof‘ ıhlamur ağacı bahçesi anlamına geliyor ve tepe etrafında güzel görüntüyü sağlayan onlarca ıhlamur ağacı bulunuyordu.

Zürih Alstadt’ta en etkileyici bölge bir köprü ile birbirine bağlı karşılıklı duran kiliselerdi. İsviçre’nin ana kilisesi olarak kabul edilen, 9.yy’dan kalan Evangelist kilise Grossmünster ve karşısında bulunan Protestan Fraumünster Kilisesi buradaki kiliselerdi. Fraumünster’i ücretsiz bir şekilde gezip Marc Chagall’ın yaptığı vitrayları görebilirsiniz.

Grossmünster’i gezmek için ise 4 euro gibi bir ücret ödemeniz gerekiyor. Bence Grossmünster’in gün batarken bahçesinden görebileceğiniz manzara en güzel İsviçre manzaralarından biri hem de bedava.

Ayrıca gün batarken iki kilisenin karşılıklı 15 dakika boyunca çaldığı çanların yarattığı ortamı, bu anı bekleyen yüzlerce kişiyle paylaşmanızı öneririm.

Zürih’te Bir Akşam Yemeği: Le Dezaley
Zürih’te gün batarken güzel bir akşam yemeği için Le Dezaley’e geldik. Grossmünster’in alt sokağında hatta bu kilise manzaralı restoran gittiğimizde henüz açılmamıştı.

Kapısında bolca Uzakdoğulu turist ve biz sırada bekliyorduk. Burası İsviçre’nin geleneksel yemeği peynir ve et fondüyü iyi yapan adreslerden biriydi.


Akşam yemeği için açılış saati gelince kapı açıldı ve cam kenarında güzel bir masaya yerleştik.



Tek isteğimiz güzel bir fondü yemekti öyle de oldu. Yanında patates, turşu ve şarküteri ile sipariş ettiğimiz peynir fondü için mekan küçük küçük ekmek parçaları da getiriyordu. Bu malzemeleri fondü çatalıyla erimiş peynire batırıp batırıp yedik. Çok keyifli bir yemekti.

Biz tek kişilik porsiyon bölüştük ama aç iseniz mutlaka iki kişilik porsiyon almanızı öneririm. Fiyatları sorarsanız tl karşılığı pahalı. Böyle bir yemeğe 300-400 tl hesap ödedik.
Niederdorfstrasse
Le Dezaley’den sonra Fraumünster yanından yürüyerek Niederdorfstrasse’ye geldik.


Eski İsviçre evlerinin bulunduğu cadde aynı zamanda ‘Green Line’ alışveriş rotasının başladığı caddeydi.

Bahnhofstrasse
Zürih’te Niederdorfstrasse’den sonra hava kararırken İsviçre’nin en ünlü, dünyanın en pahalı caddesi Bahnhofstrasse’ye geldik. 1,5 km uzunluğundaydı ve cadde boyunca bir tramvay geçiyordu.

Caddenin başında Zürih Merkez Tren İstasyonu, sonunda ise Zürih Gölü bulunuyordu.

Bu caddeyi bu kadar ünlü yapan cadde boyunca dünyanın en pahalı saat dükkanları, kıyafet mağazaları ve restoranların bulunmasıydı.


Meşhur İsviçre bankalarının da bu cadde üzerinde bulunduğunu ekleyeyim. Caddede yürürken görüp görebileceğiniz en lüks ve yeni arabalar da arz-ı endam ediyor.

‘Para’ kavramını sorgulamak için burada yapacağınız 1 saatlik bir yürüyüş yeterli oluyor 🙂
Cadde üzerinde uygun fiyatlı nitelikli kahve içmek isterseniz Zürih’te 7 şubesi bulunan espresso bar ve kahve kavurma dükkanı olan ViCafe’ye uğrayabilirsiniz. Çoğu şubesi take-away hizmet veriyor ve Zürihliler arasında çok popüler. Diğer şubelerine de bu link üzerinden ulaşabilirsiniz.

Zürih’te Gece
Zürih’in gündüz bile sakin bir kent olduğunu düşünürsek gece nasıl olacağını tahmin edebilirsiniz. En işlek yerlerde bile mağazalar en geç 18.00’de kapanmış oluyor.

Restoranlar bile akşam kısa bir süre açık. Sonrasında geriye tek barlar açık kalıyor. Dışarıya çıkıp gece Zürih’i gezdiğimizde hava sıcak olmasına rağmen çok sakindi. Sanki orada sadece biz ve yıldızlar vardı öyle sakindi 🙂

Zürih’te Akşam Kahve Molası: Cafe Henrici
Zürih’te hava karardığında otele dönmeden, Zürih’in gece de hareketli olan bölgesi Alstadt Niederdorfstrasse’de nitelikli bir kahve dükkanı bulduk. Cafe Henrici’nin lokasyonu çok güzeldi. Bahçesinde oturup etrafı izleyip kahvenizi içebiliyordunuz. Gündüz burayı görüp akşam gelmeyi planlamıştık.

Ben mekanın iddalı olduğu nitro brewi denedim. Zaten hava sıcak olduğu için bu soğuk kahve çok iyi geldi. Oğuz’da seçtiği kahve çekirdeğinden demleme bir kahve içti.


Akşamı burada bitirdikten sonra hemen Limmat kıyısına iki dakikada yürüyerek indik ve tramvayla 20 dakikada otelimizdeydik.
Zürih’e Dair Küçük Notlar
- Zürih’te de diğer İsviçre kentleri gibi sokaklardaki çeşmelerden Alp’lerden gelen sudan bedava içebiliyorsunuz.
- Otelde de su bardağı konulup üzerine çeşmeden akan sudan içebilirsiniz diye not konulmuştu. Leziz sudan bol bol rahat rahat içebiliyorsunuz.
- Zürih’in çoğu bölgesi yürüyerek gezilebiliyor.
- Şehrin çoğu yerinde ücretsiz wc’ler bulunuyor. Ücretsizse pis olur önyargısını yıkın, pırıl pırıl wc’ler ile karşılaşacaksınız. Burada tek dikkat etmeniz gereken durmanız gereken süreyi aşmamanız bu da 10-15 dk gibi bişey. Wc girişinde süre yazıyor. Eğer süre bittiğinde çıkmamış olursanız kapınızın kilidi açılıyor 🙂
- İsviçre’nin malum çikolatası ünlü, Zürih’te de birçok çikolatacı ile karşılaşacaksınız. Hangisi iyi diye sorarsanız ‘hepsi’ derim. Hangisi uygunsa alın yiyin. Çikolata cennetinde kötü çikolata bulmak neredeyse imkansız.
- Biz Zürih’e bir gün ayırdık. Bu süre İsviçre’nin en büyük kentini gezmek için tabii ki de yeterli değil. Ayrıntılı gezmek isterseniz en az 3 gün ayırmalısınız. Zürih Gölü, müzeleri, Uetliberg Dağı gibi birçok yeri rotanıza ekleyebilirsiniz.
- Konaklama için yukarıda bahsettiğim oteli öneririm biz memnun kaldık. Ulaşım çok rahattı.
- Pazar günü Zürih’te olacaksanız üzülerek söylüyorum ki neredeyse heryer kapalı olacaktır. Açık olan yerleri ve doğa aktiviteleri seçeneklerini taramanızı ve ona göre plan yapmanızı öneririm.

Özetle kısa ve öz Zürih gezisinde bir nefes huzur aldık, refaha ulaşmış halk nedir gördük. Zenginliğin gösterişle eşdeğer olmadığını gösteren bir şehri gördüğümüze sevindik.

Hayatımıza yeni tecrübelerimizi katıp Zürih’te geçirdiğimiz bir gece sonrası ertesi sabah İsviçre’nin bir diğer güzel şehri Chur’a doğru yola çıktık.
Yeni yazılar için takipte kalın! Görüşmek üzere!
Serinin diğer yazıları:

Pingback: İsviçre’nin En Eski Şehri: Chur Gezi Rehberi – Kaplanlar Keşifte