Avrupa, Seyahat
Comment 1

Bir Yaz Rüyası Cote d’Azur: Nice

Güney Fransa’nın prensesi Nice’e sabah saatlerinde Cannes’ten trenle yarım saatte ulaştık.

247656eaea565e0a024a6971fb9d9b59

NİCE

Otobüsle tam 1 saat 45 dakika sürüyor; zamandan tasarruf etmek için o yüzden treni tercih ettik. Tabii fiyat farkı olduğunu da belirteyim; tek yön tren 6 euro iken otobüs 1 euro.

img_1886

NİCE TREN GARI

Kalacağımız oteli tren garına yürüyerek 5 dakika, plaja 10 dakika uzaklıkta olan Otel Nice Excelsior olarak seçtik. İyi ki de öyle yapmışız çok rahat ulaşım sağladık. Otelin iç mimarisi özenle yapılmıştı. Her oda farklı konsepteydi. Duvarlarda Nice resimleri yer alan devasa posta kartları, halılarda da aynı desenler vardı. Banyo ürünleri de l’occitane’den temin ediliyordu. ‘Keyifli’ oteller kategorisine koyabileceğim bir otel oldu.

img_1892img_1937img_1955

Valizlerimizi yerleştirdikten sonra Massena meydanına doğru yola çıktık. Yürüdüğümüz sokaklarda Nice’in o şirin eski, küçük pencereli, panjurlu evleri vardı. Hava çok ama çok sıcaktı, aylardan temmuz olunca beklenilen bir durumdu tabi 🙂 Deniz tatili yapmak isteyen bizler için tam kıvamındaydı 🙂 Ama denizden önce görmemiz gereken kocaman bir şehir vardı.

img_1883

img_1926

img_1902

Massena meydanı turistik, oldukça kalabalık bir bölgeydi. Ortasından raylı sistem geçiyordu. Zeminin bir kısmı siyah-beyaz taşlarla döşenip hoş bir görüntü oluşturulmuştu.

img_1912

img_1893

 

Neoklasik eserlerle dolu meydanın ortasında Apollon’a ait bir heykel bulunuyor.

img_1943

Meydanda ayrıca rayların her iki tarafında sıralanmış Jaume Plensa’ya ait ve 7 kıtadan 7 insanı sembolize eden heykeller bulunuyor. Gece ışıklandırılan bu heykelleri Nice halkı pek benimseyememiş.

img_1947

Meydanın en sevdiğim kısmına geldi sıra. Burayı gördüğümde çocuk olmak istedim. Çünkü kocaman bir alanda onlarca fıskiye vardı. Yerlerde yuvarlanan, danseden çocuklar; güneşin en yakıcı olduğu saatlerde suyla serinleyip hem de mutlu olan çocuklar. Sıcak ülkelerdeki her şehire lazım bu fişkiye meydanından 🙂

img_1949

Güneşin yakıcılığına dayanamayıp Vieux Nice, yani eski Nice sokaklarına girdik. Tarih kokan, turisti bol olan sokaklarda kalabalığı aşarak yürüdük.

img_1942img_1921img_1905

img_1889

Gingerla gezen turist kafilesine bile rastladık. Pek mantıklı geldi bu fikir. Fazla yorulmadan birçok yer gezebiliyorlardı.

img_1888

Öğle yemeği için Ayhan Sicimoğlu’nun ‘hastasıyız’ diyerek anlattığı Nice’e özel olan socca’dan yemeğe karar verdik. Yine onun tavsiyesi olan Bella Socca’ya geldik. Sokaklar arasında küçük bir meydanda bulunan yerin gelip geçenleri izleyebileceğimiz bir masasına oturduk. Socca nedir hemen ona bir açıklık getireyim.  İtalya’nın Genova şehride (İtalyanca ismi Farinata)  doğup, Güney Fransa’da özellikle  Nice’de rastlayabileceğiniz ana malzemesi nohut unu olan  bir ekmek olarak tarifleyebiliriz. Yanında çeşitli soslarla servis ediliyor. Bunları üzerine sürerek yiyebiliyorsunuz. Alışkan olduğumuz bir tat, öğlen yemeği için iyi bir tercihti.

img_1939img_1945img_1916

 

Buradan sonra ara sokaklardan yürüyerek Rosetti Meydanına ulaştık.

img_1944

 

17. yüzyıldan kalma Ste. Reperate katedrali’nin süslemelerini inceleyip meşhur Fenocchio dondurmacısının binbirçeşit dondurmasının olduğu vitrine yapıştık 🙂 Snickerslıdan tutun da yaseminli, lavantalı, avokadolu dondurmalar arasından seçim yapmak çok zor oldu. Tek top 2, 2 top 3.5 euro idi.

img_1927img_1953img_1923img_1900

img_1884

Gece hayatının da bu meydan çevresinde yoğun olduğunu öğrendik ama gece olmadan denize gitmek istediğimiz için Promenade des Anglais’e rotayı çevirdik. Burası Nice deyince akla gelen o uzun yürüyüş yoluydu. İsmi de zaten İngilizlerin yürüyüş yolu anlamına geliyor. İngiliz kolonilerinin hüküm sürdüğü zamandan bir hatıra. Saatlerce yürüyüp taşlı kumsalda havlunuzu serip birşeyler içip günü batırmak için harika bir yerdi. Zaten Nice halkı da aynen böyle yapıyordu. Yazın güneş saat 10 gibi battığı için uzun uzun bir sahil keyfi yapılabiliyordu. Denizin tadını çıkarıp Massena meydanında yapılan caz festivalinde kulaklarımızın pasını silip geceyi bitirdik.

img_1922-2

img_1956

Ertesi gün  sabah kahvaltısı için Promenade des Anglais’in simgesi Hotel Negresco‘yu tercih ettik.

img_1954d5473b17c0aee360cf3d603c6597f666

 

 

Bu otelin ilginç bir hikayesi var. Sahibi ölümünden sonra oteli kedisine miras bırakmış. Hayvansever bir otel; evcil hayvanlarınızla konaklayabileceğiniz şekilde odalar düzenlenmiş. Otel geçmiş yıllardan bu yana Picasso’dan, Michael Jackson’a bir çok ünlünün tercihi olmuş. Otelin lobisi sanat eserleri ile donatılmış. Küçük bir müze gibi. Otelde kalmasanız bile otelin belli yerleri gezilebiliyor. Biz de otelin lunaparktan esinlenerek yapılan kahvaltı salonunda kahvaltımızı yaptık. Açık büfe Fransız kahvaltısı bol meyve ve karbonhidrat ağırlıklıydı.

img_1917img_1938

Sonrasında otel lobisini gezip biraz vakit geçirdik. Devasa tablolar  ve heykellerle gerçekten bir müze yaratılmıştı.

img_1933img_1920

img_1931

Otelin wcleri de oldukça nostaljikti 🙂

img_1911

 

Otelden çıkıp meşhur Nice pazarı ‘cours saleye’ ye geldik. Bu küçük, şirin pazarda minyatür heykelcik şekerlemeler, meyveler ve çeşit çeşit çiçekler vardı. Hafta içi saat 17.30 haftasonu 13.30’a kadar açık pazarı mutlaka ziyaret edin, çok keyif alacaksınız.

img_1951img_1946img_1934img_1930img_1929

 

Eski Nice sokaklarını pazardan çıkıp keşfetmeye devam ettik. Organik meyve çayları satan bir dükkanın vitrinindeki rengarenk çay kutularını görünce hemen içeri girdik. Lov organik karışık çaylarından oluşan bir paket aldık. Aynı zamanda burada da beğendiğiniz çaylardan içebiliyorsunuz. Aldığımız çayları çok beğendik yakın zamanda gidip yenisini almayı planlıyoruz 🙂

img_1935img_1928img_1924img_1907img_1901img_1891

 

Tasarım ürünleri bulunan sokakta ise kedi temalı bu mağazadan hatıra bir bileklik aldım. Yaklaşık 10 euro’ydu fiyatı.

img_1936img_1897

Artık Nice’ten ayrılma vaktiydi ama tekrar dönmek üzere. Nietzsche’nin köyü Eze ve Monaco bizi bekliyordu. Araba kiralamak için havaalanının yolunu tuttuk. Çünkü şehirde başka şubelerde araba kalmamıştı. Havalimanına vardığımızda da araba kiralamak isteyen çılgın kalabalığın içinde bulduk kendimizi. Size küçük bir tavsiye yaz aylarında Güney Fransa seyahati yapacaksanız mutlaka arabanızı daha önceden kiralayın.

Neyse ki 1 saat içinde arabamızı kiraladık. Eze’nin o tablo gibi yollarına çıkma vaktiydi!

Devamı gelecek. Takipte kalın!

Serinin diğer yazıları:  Bir Yaz Rüyası Cote d’Azur: St.Tropez, Port Grimaud

Bir Yaz Rüyası Cote d’Azur: Cannes

Reklamlar
This entry was posted in: Avrupa, Seyahat

tarafından

1988 yılında sarı bir sonbahar günü doğdu. 40 günlükken yaptığı ilk şehirler arası seyahat sonrası gezme aşkı da onunla birlikte büyüdü. Ailesiyle yaptığı uzun keşif dolu yolculukları ile ‘keşfetme’nin dayanılmaz güzelliğinin farkına vardı. İnsanı ‘keşfetmek’ için tıp fakültesini bitirdi. Çocukların enerjisi ile genç kalabilmek için çocuk doktoru olmaya karar verdi. Hayatını birleştirdiği Oğuz Derya ile birlikte ‘keşfetme’ye devam ederken tecrübelerini paylaşmak için bu blogta yazılarını yayınlamaya başladılar.

1 Yorum

  1. Geri bildirim: Bir Yaz Rüyası Cote d’Azur: St.Paul de Vence |

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s