New York’ta dolu dolu başlayan Amerika gezimize daha sakin ve yaz tatili modunda devam etmek için Orlando’ya geçtik.

New York’tan Orlando’ya araba ile yaklaşık 15 saatlik yol olduğu için uçakla gitmeyi tercih ettik. Jet Blue Havayollarından biletlerimizi aldık. Amerika içi uçuşlar John F. Kennedy Havalimanından değil de daha çok Queens’te bulunan La Guardia Havalimanı’ndan kalkıyordu. Bu havalimanına gitmek için New York’ta Times Square’de kaldığımız Citizenm Otel’den taksiyi tercih ettik. Hintli taksiciyle bol bol sohbet ederek yarım saatte 30 dolara havalimanına ulaştık. Havaalanında valiz teslimi biraz zor oldu çünkü sınır 50 pound yani 22.68 kg’dı ve bu sınırı aştığımız için tekrar valizlerimizden birşeyler çıkarmak zorunda kaldık. ‘The City Beautiful’ olarak adlandırılan Orlando göller ve bataklıklardan oluşuyordu. Uçuş sonunda Orlando’ya kuş bakışı baktığımda ‘Aman Tanrım hayatımda hiç bu kadar göl görmemiştim’ dediğimi hatırlıyorum. 2 buçuk saatlik uçuş sonunda Orlando Uluslararası Havalimanına varmıştık.

Havalimanından kiraladığımız araçla booking üzerinden 3 gün yer ayırttığımız Otel Staybridge Suites Orlando Lake Buena Vista ‘ya doğru yola çıktık. I-Drive (İnternational Drive) üzerinden Lake Buena Vista’ya gps yardımıyla kolayca vardık.

New York’tan sonra Orlando çok acayip gelmişti bana. Çünkü hava sıcaklığı 10 derece daha yüksek, her yer yemyeşil, devasa yollar ve kutu kutu binalar vardı. Otelimizi Buena Vista Gölü etrafında seçmemizin sebebi tema parklarına yakın olmasıydı. Böyle bir seçim yapmamıza rağmen hiçbir parka gitmediğimizi de belirteyim 🙂


Yol üzerinde sıklıkla alışveriş merkezlerine rastladık. Alışverişimizin büyük kısmını 9’u büyük olmak üzere çok fazla alışveriş merkezi bulunan Orlando’da yapmayı planlamamız çok yerinde bir karar olmuştu.
Otelimizde çok sempatik ve tecrübeli bir resepsiyon ekibi bizi karşıladı. Otele giriş ve oda verilmesi için parklarla ilgilenen birim bize ayrıntılı bilgi verdi. Otelden parklara belli saatlerde ücretsiz servis mevcuttu ve seçimlerinize göre indirim uygulanabiliyordu. Otoparkı, havuzu olan geniş bir alana yerleşmiş otel çok rahat, ev gibiydi. Geniş bir mutfak, salon ve yatak odasından oluşuyordu. Özellikle çocuklu aileler için harika bir yerdi. Parklara yakın olması nedeniyle otelin olduğu bölge çok tercih edilen bir yerdi.

Tabii bu güzel şehrin küçük korkutucu bir yanı vardı o da timsahlar. Timsahların doğal yaşam alanı olan Orlando’da timsahlar her an her yerde karşınıza çıkabilir ve onlara zarar vermeniz yasak. Biz gitmeden 2 gün önce de Disneyland’ta maalesef küçük bir çocuğu annesinin elinden kapmıştı. Bu yüzden özellikle göllerin etrafına çok yaklaşmamanız ve uyarılara dikkat etmenizi öneririm. Biz Orlando’daki gezimiz süresince hiç timsaha rastlamadık ama etraftan çok fazla hikaye duyduk ve çok fazla kertenkeleye rastladık. Ama yok ben timsahları merak ediyorum, onlarla haşır neşir olup adrenalininiz tavan yapsın istiyorsanız; güvenli olduğu söylenen Everglades Timsah Parkı’ndaki turlara katılabilirsiniz.
Otelimize yerleştikten sonra yakındaki 24 saat açık bir marketten alışveriş yaptık. Oldukça büyük ve bolca çeşit ürün barındıran markette en çok ilgimi çeken şey çeşit çeşit marka portakal suyuydu. Ülkemizde olmayan 5 litrelik portakal suları vardı. Çünkü burası portakal bölgesinin merkeziydi. Plakalarının sembolü bile portakaldı.

Ertesi gün otelimizde kahvaltı dahil sistem olduğu için küçük bir kahvaltı sonrası şehri turlamaya başladık. Toplu taşımanın yaygın olmadığı şehirde eğer sadece parklara gitmeyecekseniz kesinlikle araba kiralamanızı öneririm. Alışveriş hakkımızı buraya saklamıştık ve bugünü de alışverişe ayırdık. Orlando Premium Outlet’te birçok markanın devasa mağazalarını bulduk. The Florida Mall’da ise lüks markalar bulunuyordu. Aynı zamanda içerisinde Apple mağazası da bulunuyor. Orlando’da çoğu eyalete göre vergi daha düşük olduğu için apple alışverişinizi buradan yapmanızı öneririm. Best Buy’ın Millenia Mall’daki şubesine gittik; elektronik alışverişi için bu mağazayı tavsiye ederim. Best Buy’un Orlando’nun çeşitli yerlerinde 5 tane daha mağazası da bulunmakta. Günün sonunda Millenia Mall’da bulunan The Cheesecake Factory’e uğradık. Oturacak bir yer olmadığı gibi kasada uzun bir sıra vardı. O uzun sırayı bekleyerek yıldönümlerine özel yapılan bol çikolatalı ve frambuazlı cheesecake’ten birer dilim paket yaptırıp otelimize döndük.
Ertesi gün üniversiteden yakın arkadaşım bana ulaştı ve artık burada yaşadığını öğrendim. Onunla oturduğu şirin sitede buluştuk.


Bize günlerdir özlediğimiz Türk kahvaltısını hazırlamışlardı.

Dünya küçük dedikleri bu olsa gerek. Bu hoş karşılaşma sonrası hep beraber Orlando’yu keşfe başladık. Parklara gitmeyi planlamıştık ama onlarla vakit geçirmek hepsinden daha keyifli geldi. Ve 3 günlük Orlando planımız bir anda 5 güne uzadı. Hatta 2 günlük Miami planımızı da 4 güne uzattık. Artık Orlando’da 4 arkadaş keyfimizce bir tatil yapıyorduk. Şef arkadaşımız Fırat’ın önderliğinde Orlando’da mükemmel lezzetler tatma şansı bulduk.
Maggiano’s Little Italy’nin International Dr. üzerindeki Orlando şubesine gittik. Adından da anlaşılacağı gibi bir İtalyan restaurantı olan mekanın loş ışıkları ve mobilya seçimiyle romantik bir ambiyansı vardı.

Kareli kırmızı masa örtüleriyle Amerika’da bir İtalya restaurantı havası yaratıyordu. Bizim gibi 4 veya daha fazla kişi iseniz ‘family style’ set menüden tercih etmenizi öneririm. Kişi başı 33.95 dolara olan menüden başlangıç, salata, makarna, ana yemek ve tatlı çeşitlerinden 2’şer seçim yapıyorsunuz.

Bu menünün en önemli özelliği de bir diğer aşamaya geçmek isteyene kadar bittikçe aynı yemeğin yenisi gelmesi. Yani doymama imkanınız yok. Ayrıca yemeklerin lezzeti de harikaydı. Orlando’da bir akşam yemeğini burada yemenizi tavsiye ederim.
Ertesi gün Universal stüdyolarına gitmeye karar verdik. Arabamızı parkın otoparkına park edip tam bilet sırasına girdik ki yağmur yağmaya başladı. Orlando’nun bir anda başlayıp çılgınca ıslatan yağmuru bu sefer dinmek bilmiyordu. Park aşkıyla yanıp tutuşan birçok kişi yağmurluklarını giyip yağmura aldırış etmeden gezmeye başlamışlardı. Fakat biz bu halde gezmek istemediğimiz için bilet almadan 30 dolarlık otopark parasını ödeyip arabamızı alarak buradan ayrıldık. Eğlence parkına ilk ve son gelişimiz buydu. Bir daha gelmek için bahanemiz olsun istedik 🙂



Wonderworks’un bilim müzesini ziyaret ettik. Orlando dışında Amerika’nın 5 farklı yerinde bulunan bilim müzesini dışarıdan tanımanız çok kolay çünkü ‘ters ev’ olarak inşaa edilmiş.

Evin dışında da içinde de herşey ters düzenlenmişti. İçeride ise deprem, elektrik çarpması, tornado gibi felaketleri simülasyonla yaşayabiliyorsunuz. Bilet fiyatı ise 30 dolar.


Hemen yakınında ise yakın zamanda yapılan ‘Orlando Eye’ ın önünde hatıra fotoğrafları çektik. Birkaç gün önce Orlando’da gerçekleşen gece kulübü katliamı nda ölenler için dönmedolap rengarenk ışıklandırılmıştı.

Aynı gece Mango’s Tropical Cafe’ye gittik. Miami’deki şubesi ile ünlenen mekanda dans şovları yapılıyordu. O gece 2 kat keyifliydi aynı zamanda NBA final maçı oynanıyordu ve son dakikalarını dev ekranda izleyip, Cleveland’ın şampiyonluğunu kutladık. Rezervasyonsuz gitmemenizi öneririm.



Ertesi gün Tampa’da bulunan pudra şekeri kumu ve mavi-yeşil denizi ile ünlü Amerika’nın en güzel plajları arasında gösterilen Clearwater Beach’e gittik. Araba ile Orlando’ya 2 buçuk saat uzaklıkta yer alan Clearwater Meksika Körfezinde yer alıyor.


Plaj etrafında bir çok otopark vardı ama genelde doluydular. Boş yer bulunca hemen park edip makinadan kalma süremize göre ödeme yaptık. Köpek balığı vakaları çokca duyulduğu için uyarıları kulak ardı etmemek gerekiyor. Biz korkudan genelde kıyıda vakit geçirdik. Okyanus suyu termal suyu gibi sıcaktı. Köpek balığı olmasa keyifle açılıp yüzerdim. Eğer vaktiniz olursa dillere destan gün batımını da kaçırmayın derim!






Orlando’daki 5. ve son günümüzü ise downtownu gezmeye ayırdık. Kahvaltıda Florida’da tam 24 şubesi olan Keke’s Breakfast Cafe’nin Conroy Road’taki şubesine gittik. 07.00 ile 14.30 arasında hizmet verilen mekanda içerideki kalabalığın yanısıra dışarıda 1 saattir bekleyen bir kalabalık vardı üstelik kapanışa 1 buçuk saat kalmıştı. Biz de Doctor Phillips Boulevard’ta yer alan şubesine gittik. Nihayet yer bulabildik ve omlet, pankek ve waffledan oluşan menüsünde ben tercihimi waffle’dan yana kullandım.


Downtownda Orlando Magic stadı etrafında gezindik. Şehir merkezinde katliam sonrası hüzün hakimdi. Her yerde anma törenleri yapılıyor, teröristler lanetleniyordu.







Starbucks’a uğrayıp downtown gezimizi sonlandırdık.

Ertesi gün arkadaşlarımızla zor da olsa vedalaştık ve Miami’ye doğru yola çıktık.
Orlando bana Amerika’yı sevdiren bir şehir oldu, timsahları ve kertenkelelerini saymazsak 🙂

Serinin diğer yazıları:
Macera dolu Amerika Bölüm 1: Seyahati Planlama
Macera Dolu Amerika Bölüm 2: New York -Brooklyn
Macera Dolu Amerika Bölüm 2: New York-Williamsburg
Macera Dolu Amerika Bölüm 2: New York -Manhattan Bölüm 1
2016 NBA Finalleri… Cleveland Cavaliers-Golden State Warriors maçına doğru
Macera Dolu Amerika Bölüm 2: New York-Manhattan Bölüm 2

O uzun ucak yolculugu beni alikoyuyor. Yoksa yazin atlar giderdik. Fiyatlar Bati veya Kuzey Avrupa’ya kiyasla nasil?
Bizim seyahatimiz 1 yıl önce gerçekleşti. Türk hava yolları ile New York’a direk uçtuk 11 saat dönüşte de direk Miami’de n 13 saat sürdü. Yolculuklar çok rahat geçti. Eğer korkunuzu yenebilirseniz bence gidebilirsiniz. Fiyatlar ise yüksek. Biz 3 haftalık tatilimizde çok ekonomik davranmamalıdır. Özellikle Miami’de fiyatlar yüksek. Avrupa’ya kıyasla konaklama çok yüksek fiyatlarda. Bir de New York dışında toplu taşıma gelişmemiş, araç kiralamak gerekiyor onun fiyatları da Avrupa’ya göre yüksek. Yemek sektörü ise değişken. Ama kesinlikle değer. Hala o tatilimi özlüyorum.
Pingback: Macera Dolu Amerika Bölüm 4: Miami | Kaplan'lar Keşifte!