Avrupa, Seyahat
Leave a Comment

Sakız Adası’nda Bir Haftasonu Bölüm 3: Plajlar ve Kambos

Sakız Adası’ndaki son günümüz olan Pazar gününde feribot saati 18.00’e kadar vaktimiz vardı. Bu günü deniz-kum-güneş üçlüsüne ayırmıştık. Sakız Adası’nda o kadar çok plaj var ki hangisine gideceğimizi seçmekte açıkcası karar vermekte zorlandık. Genelde beğenilen ve şemsiyesi-şezlongu olan yerleri seçtik. Çünkü hava sıcaklığı 30 derecenin üzerindeydi ve şemsiyesiz güneşlenmek çılgınlık olurdu. 

Sabah erken kalkıp ilk önce adanın kuzeydoğusunda yer alan Glaroi Beach’e gittik. Duş ve wc nin bulunduğu plajda şezlong&şemsiye 2 euro idi. Arabayı yukarıda yol kenarına bırakıp yol seviyesinin aşağısında kalan plaja yürümek gerekiyordu.

IMG_1522 kopya

GLAROİ BEACH GİRİŞ

Virajlı bir yolun ortasında bulunan turkuaz  bir denize sahip Glaroi beach biz saat 09.00’da vardığımızda açık değildi. Kimsecikler yoktu biz de manzaranın tadını çıkarıp rota değiştirdik.

IMG_1521 kopya

GLAROİ BEACH

Bu sene yeni açılan ve ‘hippi’ tarzı ile ilgimizi çeken OZ BAY‘a gittik. Saat 09.30’da plajda kimse yoktu. Servis yapılan küçük karavan kapalıydı.

DSCF0192 kopya

OZBAY BEACH

Burada tabii ki bizde ki gibi bir plaj kültürü yok. Bütün plajlar halka açık ve bedava. Sadece şemsiye-şezlong ve yiyecek-içecek ücretli yoksa havlunuzu serip bedava her plajı kullanabilirsiniz.

DSCF0151 kopya

Kilisenin bulunduğu koydaki bu plaj çok sempatikti. Öyle sessiz ve öyle güzeldi ki hemen havlularımızı serip denize kendimizi attık. Adada genelde plajların taşlı olduğunu öğrendiğim için deniz ayakkabısıyla gelmiştik. Gerçekten de çok taşlıydı ve ayakkabılarla girmek kurtarıcı oldu.

 

 

Plajın sıcak su akan duşunu kullanabildik. Saat 10.30’da servis karavanı açıldı ve bir mindere serildik. Burada şezlong-şemsiye parası verilmiyor sadece birşeyler yemek içmek durumundasınız.

IMG_1541 kopya

Biz de kahve, mandalina suyu ve pancake sipariş ettik. Çalınan müzikler, plajın manzarası ve ortamı harikaydı.

 

Tekrar gidersem ilk gideceğim plaj kesinlikle burası olur. 2 saat için de tüm plaj doldu ve biz de zor da olsa bu güzel plajdan ayrıldık.

Sakız Adası’ndan ayrılmadan önce adanın en zengin köyü Kambos’a gittik. Cenevizlilerden kalan turuncu taşlı geniş avlulu konaklaran oluşan köyde heryer narenciye bahçesiydi.

DSCF0350 kopya

 

Burada ‘Citrus’ yani narenciye müzesini gezdik. Burada yetişen narenciyelerden yapılan ürünlerden aldık.

 

Özellikle mandalina marmelatı mükemmeldi. Biraz pahalıydı ama benzerini yemedim diyebilirim. Bir de kakaolu portakallı lokumundan aldık. O da çok lezizdi. Eğer Kambos’a uğrarsanız buraya kesin gelin derim.

 

Adada son yemeğimizi To Apomero’da yedik.

DSCF0379 kopya

 

Yunan taverna yemeklerinden yediğimiz mekanda yemekler lezizdi. Kuşbakışı Sakız Adası manzarası harikaydı. Akşam gelmek isterseniz mutlaka rezervasyon yaptırın. 

 

Sakız Adası’nın en simgesel ürünü olan Sakız ağaçlarını adanın güneyinde görmüştük ama Sakız müzesine gitmedik çünkü vaktimiz kalmamıştı. Ayrıca adanın güneyinde 6 yıl önce yaşanan büyük orman yangınından ada öyle çok etkilenmiş ki halen yanık bir orman ve yeni yeni kendine gelen sakız ağaçlarını görmek üzücü oldu.

Sakız Adası’ndaki bu dolu dolu geçen haftasonunu bitirdikten sonra akşam 18.00 feribotu ile Çeşme’ye döndük.

Sakız Adası artan döviz kuruna rağmen halen Çeşme ve Bodrum’dan daha ucuz, daha bakir bir tatil adresi. Bir haftasonu bizim için gayet yeterli oldu. Bir Yunan havası alıp geldiğimiz bu gezimiz de güzel tatil anılarımızın içinde yerini aldı.

Yeni rotalarda görüşmek üzere! Takipte Kalın!

Serinin Diğer Yazıları:

Sakız Adası Nitelikli Kahveciler Rehberi 

Sakız Adası’nda Bir Haftasonu Bölüm 1: Planlama

Sakız Adası’nda Bir Haftasonu Bölüm 2: Orta Çağ Köyleri

This entry was posted in: Avrupa, Seyahat

by

1988 yılında sarı bir sonbahar günü doğdu. 40 günlükken yaptığı ilk şehirler arası seyahat sonrası gezme aşkı da onunla birlikte büyüdü. Ailesiyle yaptığı uzun keşif dolu yolculukları ile ‘keşfetme’nin dayanılmaz güzelliğinin farkına vardı. İnsanı ‘keşfetmek’ için tıp fakültesini bitirdi. Çocukların enerjisi ile genç kalabilmek için çocuk doktoru olmaya karar verdi. Hayatını birleştirdiği Oğuz Derya ile birlikte ‘keşfetme’ye devam ederken tecrübelerini paylaşmak için bu blogta yazılarını yayınlamaya başladılar.

Bir Cevap Yazın